Caminin kapısında o kalın, deri kaplı ağır perde elini uzatana bir tül kadar hafiftir. İçeriye adımını atarken seni bir an kendisi ile duvar arasında sıkıştırır. Kolun tersine döner gibi olur. Omuzunu zahmetle içeriye alırsın. Her seferinde böyle olmasından anla ki bu yaptığı boşuna değil. Bunda bir kontrol bir hazırlama vardır. Senin, üzerine serpilmiş ölü toprağı ile girmene gönlü varmaz. Ondan arındırır. Ve içeriye ağızının etrafındaki, yanaklarındaki çepeller henüz yıkanmış, sekiz dokuz aylık bir çocuk yüzü gibi pırıl pırıl girersin. Ve imparatorluk ordadır. Dış dünya büsbütün hakir düşer.
Yoksulun merhameti gasp
Elinde saz
Hep beklemiş gözlerinde yaş
Sırtında yas
Gün gelecek teraziyi bu insanlar tekmeleyecek
Biz tanığız keşmekeşe
En önden arz edicez
#gazapizm
Ey giyip gülgûn demâdem azm-i cevlân eyleyen
Her taraf cevlân edip döndükçe yüz kan eyleyen
Ey beni mahrum edip bezm-i visâlinden müdâm
Gayri, hân-ı iltifatı üzre mihmân eyleyen!
Ey demadem reşk tiğiyle benim kanım döküp
Mey içip ağyâr ile seyr-i gülistân eyleyen.
Bunca kim efgaanımı ey mâh, işittin giceler
Dimedin bir gice; ''Kimdir bunca efgaan eyleyen.''
Aşk derdiyle olur aşık mizâcı müstakîm
Düşmenimdir dostlar, bu derde derman eyleyen.
Derd-i hicrân, natüvan etmiş Fuzûlî hasteyi,
Yok mudur Yâ Rabb devâ-yı derd-i hicrân eyleyen