Bugün İkbal katledildi. Yarın belki en yakın arkadaşın, kız kardeşin, kuzenin, annen… 2024 yılının 9 ayında yaklaşık olarak 295 kadın cinayeti işlendi. Ama sadece bildiğimiz kısmı. Medyaya yansıtılmayanlar, saklananlar. Albert Camus’un harika bir sözü var “Bir ülkeyi tanımak istiyorsanız, o ülkede insanların nasıl öldürüldüğüne bakın.” Türkiye’de kadınlar yakılıyor, bedenleri parçalara ayrılıyor, tecavüz ediliyor, dövülerek öldürülüyor. Artık kadın cinayetleri toplumsal bir sorun olmuştur. Bu cinayetlerin uç noktasının sebebinin cinsellik olması bu toplumun sosyal ve birçok açıdan ne kadar çürüdüğünün apaçık göstergesidir. Geleneksel değerler, toplumsal cinsiyet eşitsizliği, namus kavramı adı altında geçen bahisler, erkek egemenliğini pekiştiren ve otorite konumuna getiren olaylar her geçen gün kadının toplumdaki yerini zedelemektedir. Artık kimse eskisi kadar tepki vermiyor çünkü ne yazık ki cinayetten ziyade buna alışmış bir toplum yapısı ile karşı karşıyayız. Kötülüğe alışmak ve kabullenmek birçok kötülüğü de beraberinde getirecektir. Kadın cinayetlerinin sadece bir cinayet olmadığını aynı zamanda insan haklarına ihlal olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Kadınlar hakkını sosyal medyadan aramamalı ya da sokak ortasında iki erkek bir kadını taciz ettiğinde serbest kalmamalı. İnsan hayatı “KADIN HAYATI” Bu kadar ucuz olmamalı. Güven içinde yaşamak istiyoruz, adaletin sağlanması tepki vermek istemiyoruz. Hukuki süreçlerde etkin cezalar istiyoruz. Kadını koruyan birçok maddeyi içinde barındıran, şiddetin bir nebze de olsa engellenmesini sağlayan, faillerin cezalandırılması konusunda devletin sorumluluklarını belirleyen İstanbul Sözleşmesinin kaldırılması çok ayrı bir konu sanırım ona değinirsem sonu gelmeyecek. Keşke bunu söylemek zorunda kalmasam ama Yaşar Kemal’in de