' Gidelim dedim kaç defa bu kuşlara . Gidelim dedim buralardan . Biz buraya ait değiliz Kaç defa söyledim Şimdi yağmurlar başladı Ardından kuru soğuklar gelecek Dans bile edemeyeceğiz böyle Kaç defa söyledim '
Son zamanlarda Türkiye’de artan vahşet içerikli haberler, insanın vicdanını derinden sarsıyor. Her yeni olay, toplumsal değerlerin giderek eridiği hissini güçlendiriyor. Yaşamın kutsallığına, insan olmanın getirdiği sorumluluğa bu denli yabancılaşmak, acı verici bir uyanışa davet ediyor bizi. Birbirimize ne zaman bu kadar uzaklaştık? Şiddeti normalleştiren, empatiden uzak bu tabloya daha ne kadar göz yumacağız? Unutmayalım ki, bu karanlıkta kaybolan her bir insan, aslında hepimizin insanlığına zarar veriyor. Tepkisiz kalmak, bu vahşete ortak olmaktır.
Alnı secdeden kalkmayan adamların döktüğü kana ortak olmana üzülürüm. ekran karşısında her dizide başrol konforuna üzülürüm. ben senin cinayetleri kategorize etmene üzülürüm leyla. gökyüzünün ötekisi yok ki leyla, acinın ötekisi olsun. çocuk gazze'de de çocuktur, cizre'de de leyla.. ben senin kendi zalimini seçmene üzülürüm leyla. kanlı elleri tutanları kendinden olunca aklamana üzülürüm. toprağa savaş eken beyazların ülkesine tutkuna üzülürüm. ben senin beni anlayıp da yine de barkodların tanrısına teslim olmana üzülürüm leyla. hilful fudul okuyup washington'la, tel-aviv'le, brükselle, kopenhag'la, cenevre'yle sözleşmene üzülürüm.
Tek bir an olsa dahi bir ömre bedeldir bazi anlar . Bugün yalnızca dut ağaçlarının tepesinde hayal et kendini ve o an' ı bütün hayatına hakim kıl. Yüreğinde oluşan o masum, sakin ve usul usul süzülen duygulara teslim ol.