Demek hayat böyle iki adım ilerisi bile görülmeyen sisli ve yapalı bir denizdi. Tesadüflerin oyuncağı olacak olduktan sonra göğsümüzü dolduran hisler ve kafamızdaki düşünceler neye yarardı?
Hayatta hiçbir şey, uğrunda ölmek için istenmez. Her şey yaşamamız için olmalıdır. Hatta biraz ileri gideyim, kendi yaşamımız için...
Sen kafanın içindeki yokluğa o kadar çok saplanmışsın ki derhal uğrunda can feda edecek bir şey arayarak ikinci bir yokluğa dalmak istiyorsun. YAŞAMAK! Herkesten daha iyi, herkesten daha üstün yaşamak, insanlara hakim olmak, "kuvvetli" belki de biraz "zalim" olarak yaşamak.
Acaba şu anda ne düşünüyor? Herhalde beni değil... Niçin?... Onun kafasında bir müddet yaşamak için neleri feda etmem ki?... Her şeyi... Bana şimdi bir işaret versin derhal bir an düşünmeden şu tramvayın altına atlarım.
ACABA ATLAR MIYIM?
İnsan oturduğu odanın duvarlarından biri yok oluvermiş gibi bir noksanlık, bir çıplaklık duyuyor. Bir gün evveline kadar kolumuz, bacağımız gibi pek tabii suretle mevcut olan bir şeyin birdenbire hiç olmasına inanmak istemiyordu...