Özge Ertaş

Özge Ertaş
@Ejma
Marx burada ve başka birçok yerde kullanılan "özel mülkiyet" kavramından hiçbir zaman bireysel kullanım araçlarının (ev, masa gibi) mülkiyetini anlamamıştır. Marx daha çok, "sahip olan sınıfın", yani kapitalistin mülkiyeti ile ilgilenmiştir. Kapitalist, bütün üretim araçlarına sahip olduğundan mülkiyet sahibi olmayan bireyi kiralayabilmekte ve kendisi için çalıştırabilmektedir. Mülkiyetsiz birey de, çalışma şartlarını kabul etmek zorunda kalmaktadır. Yani Marx'ta "özel mülkiyet" daima kapitalist sınıfsal bir toplum içindeki özel mülkiyet anlamında kullanılmıştır. Bu nedenden dolayı da toplumsal ve tarihsel bir kategori olmak durumundadır. Aynı kavramı, bireysel kullanım araçları için kullanmak söz konusu olamaz olamaz. Erich Fromm
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Marx, önce Spinoza'nın daha sonraları da Freud'un ileri sürdüğü gibi insanların bilinçli olarak düşündüğü şeylerin çoğunun "yanlış" bilinç olduğuna, ideoloji ve rasyonalizsyon olduğuna inanıyordu. Bu görüşe göre insanlar, davranışlarının ardında yatan ve onları bu davranışlara iten asıl nedenleri görememekte ya da bunun bilincine erişememektedir. Bu durumun nedenini Freud insanın libido kökenli arzularında ararken Marx bunu, insanın bilincini belirli yerlere yönelten ve böylece onun birçok olgu ve tecrübeyi kavramasını ve bunların farkına varmasını önleyen toplumsal organizasyon (örgütlenme) bütünü ile açıklamaya çalışıyordu."
"Elde ettiğim ve bundan sonraki çalışmalarıma bir temel teşkil edecek olan sonucu şu şekilde özetleyebilirim: insanlar, bir toplum içinde üretimde bulunurlarken bazı belirli, gerekli ve kendi iradelerinden bağımsız birtakım ilişkilere, yani üretim ilişkilerine girmektedir. Bu ilişkiler, insanların maddi üretim güçlerinin gelişmişlik düzeyleriyle doğrudan ilintilidir. İşte bu üretim ilişkilerinin tümü, içinde bulunduğumuz toplumun ekonomik yapısını meydana getirmektedir. Bu ekonomik yapının üzerine hukuki ve siyasi bir üst yapı inşa edildiğinde toplumsal bilincin çeşitli biçim ve düzeyleri ortaya çıkar. Demek ki, üretim yöntemleri (şekilleri); sosyal, siyasi ve entelektüel yaşam sürecinin kendisidir. Bu açıdan bakıldığında insan varlığının, insanın bilinci tarafından belirlendiğini hiçbir şekilde iddia edemeyiz. Çünkü aslında bunun tersi geçerlidir: İnsanın bilincini toplumsal varlık, yani toplumun kendisi belirlemektedir. Ancak gelişme süreci içinde bir an gelir ki, toplumun maddi üretim güçleri eski üretim ilişkileriyle çatışmaya başlar. Hukuki bir anlatımla: Mülkiyet ilişkilerinde belli bir çatışmalar dizisi ortaya çıkar ve bu zincirleme bir olay halini alır. Ben buna, 'sosyal devrimlerin yaşandığı tarihsel dönem' diyorum
(Goethe )Faust'a şu kelimeleri söyletir. "Ne mal varlığı ne iktidar ne de duyumsal doyum hayatın sırlarını çözme arzusunu tatmin etmeye yarar. Çünkü bunlar, insanı dünyadan ayırır insanın dünyadan ayrı düşünmesine, dolayısıyla da mutsuz olmasına neden olur. Ancak üretken biçimde faal olan insanlar hayatlarına bir anlam kazandırabilir ve mutlu olabilir. Ama bu isteğe bile bir ihtiras olarak sarılmamak gerekir. Bu tür insanlar 'sahip olmak' hırsını terk eder ve 'olmak duygusuyla' dolup taşar. Onlar içsel olarak tamamıyla boşaldıkları için dolmuştur, az şeye sahip oldukları için de artık çokturlar.
Marx'ın en önemli hedefi, insanları, ekonomik ihtiyaçlarının doğurduğu baskı ve bağımlılıktan kurtarmaktır. Bu türlü baskı ve bağımlılıklardan kurtulmayı başarabilmiş bir insan, içindeki gerçek benliği dışavurabilecek ve kendisini gerçekleştirebilecektir. Demek ki, Marx'ın ulaşmaya çalıştığı nokta, gerçek bireylerin, yabancılaşma nedir bilmeksizin, insanlarla ve doğayla bir bütünlük içinde yaşamalarıdır