"Elde ettiğim ve bundan sonraki çalışmalarıma bir temel teşkil edecek olan sonucu şu şekilde özetleyebilirim: insanlar, bir toplum içinde üretimde bulunurlarken bazı belirli, gerekli ve kendi iradelerinden bağımsız birtakım ilişkilere, yani üretim ilişkilerine girmektedir. Bu ilişkiler, insanların maddi üretim güçlerinin gelişmişlik düzeyleriyle doğrudan ilintilidir. İşte bu üretim ilişkilerinin tümü, içinde bulunduğumuz toplumun ekonomik yapısını meydana getirmektedir. Bu ekonomik yapının üzerine hukuki ve siyasi bir üst yapı inşa edildiğinde toplumsal bilincin çeşitli biçim ve düzeyleri ortaya çıkar. Demek ki, üretim yöntemleri (şekilleri); sosyal, siyasi ve entelektüel yaşam sürecinin kendisidir. Bu açıdan bakıldığında insan varlığının, insanın bilinci tarafından belirlendiğini hiçbir şekilde iddia edemeyiz. Çünkü aslında bunun tersi geçerlidir: İnsanın bilincini toplumsal varlık, yani toplumun kendisi belirlemektedir. Ancak gelişme süreci içinde bir an gelir ki, toplumun maddi üretim güçleri eski üretim ilişkileriyle çatışmaya başlar. Hukuki bir anlatımla: Mülkiyet ilişkilerinde belli bir çatışmalar dizisi ortaya çıkar ve bu zincirleme bir olay halini alır. Ben buna, 'sosyal devrimlerin yaşandığı tarihsel dönem' diyorum