1800lü yılların İngilteresi, kadınların toplumda yeri ve hakları, evlilik ve statü kavramları çok güzel ve açık işlenmiş. O kadar kitaba kaptırmışım ki kendimi gerçek dünyaya dönmek istemedim. Çok severek ve hiç sıkılmadan okuduğum bir kitap oldu.
Çıkarımlarıma gelirsek kitap sayesinde tekrardan ilk görüşte aşkın değil de zamanla oturan sevginin daha değerli olduğunu kendime kanıtladım. Bir bakıma ilk görüş dediğimiz sadece fiziksel beğeniden ibaretken tanıyarak aşık olmanın daha uzun süreceğini düşünüyorum. Sonuçta güzellik gider huy kalır. Tabii aşk belli kalıplara sığmadığından bu düşüncelerim sadece genelleme. Bir yandan da kitap, aşkta para önemli midir sorusunu da akla getiriyor.
Bir diğer çıkarımım, özellikle Othello dan sonra, bu kitap da aslında kimseyi tek taraflı dinlenilmemesi gerektiğini gösterdi. İnsanlar o kadar fesatça birbirlerini yönlendirebiliyor ki özünde bambaşka olan insanlara bile yargıyla yaklaşmanıza sebep olabiliyor.
Mr. Darcy'nin, Eliza ne kadar kendini ailesinden farklı yetiştirse de statü olarak uyumsuz olduklarından, kendince gurur yapıp Elizanın ailesine girme konusunda endişelerinin olmasını çok doğal buluyorum aslında. İnsan, en çok vakit geçirdiği 5 kişinin ortalamasıdır diye boşuna dememişler. İleride bu durum sıkıntı yaratır mı ancak yaşayarak öğrenilebilir.
Son olarak Mr. Collins... Yani umarım kimsenin hayatında bu tip bir insan olmaz. Başkalarının yanında nasıl konuşulması gerektiğini bilmeyen, utandırıcı, çalışmaktan ziyade köleliği benimsemiş ve kendini, olmadığı halde, başkalarından üstün görme çabası... O konuştu ben utandım resmen.
O halde diyelim ki umuyorum hayatımızın Mr. Darcy sini buluruz :)
Onun sevgisini kıskanıyordu, sevgisini hissetmeyi artık umut edemese de. Ondan haber almak istiyordu, ona ulaşmanın hiçbir imkanı olmadığı halde. Onunla mutlu olabileceğine inanıyordu, artık bir araya gelmeleri imkansız göründüğü halde.