Heyecanlarımı hep gelecekteki günler için saklamıştım; babam öldüğü zaman yeteri kadar üzülmemiştim, mezarın başında küçük ayrıntılara takılmıştım... Hayır belki de kendimi yaşanacak güzel günler için saklamamıştım: belki de sadece duygularımda her zaman biraz geç kalıyordum. Babam öldükten iki yıl sonra bir akşam üzere, biraz üzülür gibi olmuştum. Bazı kitaplarım da yıllar geçtikten sonra anlamlarını sezmeğe başladım.
Bir yerden sevmeye devam edebilir miydim? Çünkü sevmek, yarıda kalan bir kitaba devam etmek gibi kolay bir iş değildi. Ya Hiç sevmemişsem bugüne kadar? ...
Bu böceği dünyada ilk defa ben gördüm. Olamaz mıydı? Babam da, çok bayağı meselelerde, buna benzer görüşler ileri sürerdi: Mesela diş fırçasını yıkadıktan sonra lavabonun kenarına vurarak sularını silkmeyi ilk önce o akıl etmiş.
Her şeye yeniden başlamak da mümkün değildi. İstesem de mümkün değildi. Nerede kaldığını unuttuğuma göre, baştan başlamak için de birtakım yetenekler gerekliydi; daha talihli doğmuş olmak gerekliydi mesela..