" Benim içimde de, benim içimde bile, dünyevi her varlığın içinde bulunan, ara sıra tutkunun titreşimleriyle harlanan o volkanik öz, hala nefes alıyordu; demek ben de yaşıyordum, ben de canlıydım, kötücül ve tutkulu hazları olan bir insandım. "
“ Ama aslında diğer insanların gençlik olarak nitelendikleri şeyi çoktan kaybetmiştim zaten. Bu yüzden veda etmek o kadar da acı vermedi,
Zira kendi gençliğimi dahi yeterince sevmiyordum. Kendime karşı da duygusal olarak bu denli soğuktum. "
" O anda ilk kez, içimdeki o duygusal donukluk sürecinin ne kadar ileriye gittiğini anladım; çağlayan sular misali hiçbir şeye tutunmaksızın, hiçbir yere bağlanmaksızın yaşayıp gidiyordum ve bu soğukluğun ölü, kadavra gibi bir şeye benzediğinin pekâlâ farkındaydım;
Henüz çürümenin o pis soluğunun kokusu yoktu ama yine de gerçek ölümün fiziksel olarak dışardan da görülebilir hale geldiği yerde, iyileştirilmeyecek bir katılaşma, acımasız bir uygusal soğuma noktasına gelmiştim. "