Müslümanlar, İslâm vasıtasıyla uğrunda çaba gösterecekleri bir gayeye sahip olmuşlar ve bu yeni görüş tarafından öylesine sarılmışlardı ki, fert fert onun parçaları ve tebliğcileri hâline gelmişlerdi. Onları, insanları İslam’a çağırma sorumluluğundan kurtaracak ne bir kilise ne de bir teşekkül mevcuttu. Böylelikle İslâm’a davet gündelik bir vazife haline gelmiş ve herkes bunu az ya da çok bir belâgatle uygulamıştı.
Hiçbir kitap Kur’an kadar geniş ve onun kadar derin bir hürmete sahip olmamış; hiçbiri tekrar tekrar çoğaltılıp, nesilden nesile taşınarak, sûre sûre veya tümüyle ezberlenip; toplu yerlerde, çarşıda pazarda ve dershanelerde olduğu kadar ibadetlerde de onun kadar okunmamıştır. Hepsinin üzerinde, hiçbir kitap etnik bakımdan farklı milyonlarca insanın hayatında Kur’an gibi böylesine derin, dini, entellektüel, kültürel, ahlaki, sosyal, iktisadi ve siyasi değişikliklere yol açmamıştır.