Namaz kılmak mümkündür. Oruç tutmak mümkündür. Zekât vermek mümkündür. Ancak bu noktada ibadet ile takva arasındaki fark açıkça ortaya çıkar: İbadet bir eylemdir; takva ise o eylemin niyetidir. Kur’an’ın muradı, bu ikisinin birleşmesidir. Bugün çoğu zaman ibadetin bedensel yönü ön planda tutulmuş; şekilsel detaylar üzerinde yoğunlaşılmış, fakat ibadetin ruhunu oluşturan takva boyutu geri planda kalmıştır. Oysa Kur’an, ibadetin yalnızca dış görünüşünü değil; onun arkasındaki bilinç ve niyeti esas alır. Nitekim kurban ibadetiyle ilgili ayette bu gerçek açıkça ifade edilir:
“Onların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşır; O’na ulaşan ancak sizin takvanızdır…”
(Hac 22/37)
Bu ayet, ibadetin değerini belirleyen şeyin şekil değil; niyet ve bilinç olduğunu ortaya koyar. Dolayısıyla doğru ibadet, yalnızca bedensel hareketleri yerine getirmek değil; o ibadetin ruhunu kavrayarak, bilinçle ve samimiyetle icra etmektir.