Cilbab, Arap toplumunda özellikle hür kadınların giydiği bir dış giysiydi. Bu kıyafet:
• Sosyal statü göstergesiydi,
• Hür kadını cariyeden ayırt eden bir işaretti,
• Toplumsal konumun dışa yansımasıydı.
Cariye kadınlar aynı kıyafeti kullanamazdı. Bu nedenle cilbab, yalnızca bir örtü değil; sosyo-kültürel bir semboldü.
Ayette mümin kadınlara cilbablarını üzerlerine almaları söylenirken, aslında onların hür statüsünde olduklarının görünür kılınması hedeflenmiştir. Bu sayede “cariye sanılma” ihtimali ortadan kaldırılacak ve taciz gerekçesi zayıflatılacaktır.
Ancak bu uygulama, belirli bir tarihsel toplumsal yapıya bağlıdır. Günümüzde:
• Ne cariyelik kurumu vardır,
• Ne de sosyal statü kıyafet üzerinden belirlenmektedir.
Dolayısıyla cilbabın o dönemdeki işlevi, sosyal statü ayrımını görünür kılmaktı. Modern dünyada bu statü ayrımı ortadan kalkmıştır.
Bu durumda şu soru ortaya çıkar:
Cilbab, evrensel bir dinî form mudur, yoksa belirli bir tarihsel-sosyal düzenlemenin aracı mıdır?
Tarihsel bağlam dikkate alındığında cilbabın sosyo-kültürel bir simge olduğu görülür. Hür–cariye ayrımının kalktığı bir dünyada, aynı gerekçeyle aynı kıyafeti zorunlu görmek metodolojik (yorum, yöntem) olarak tartışmalıdır.