Kur’an’ın bu yaklaşımı dinin bireysel boyutunu güçlü biçimde ortaya koyar. Bu nedenle din yalnızca belirli şekillerin tekrarı değil, aynı zamanda insanın Allah’a doğru yürüyüşünü ifade eden bir arayışı işaret eder. İnanç, bireyin iç dünyasında gelişen ve fıtratla bağlantılı bir yöneliştir.
İslam düşünce tarihinde farklı mezheplerin ve yorumların ortaya çıkması da bu insanî çeşitliliğin bir sonucu olarak değerlendirilebilir. Farklı coğrafyalar, farklı kültürler ve farklı düşünce biçimleri, dinî yorumların çeşitlenmesine yol açmıştır. Bu durum yalnızca tarihsel bir gelişme değil, aynı zamanda insanın farklı anlayış biçimlerine sahip olmasının doğal bir sonucudur.
Fıtrat bu anlamda yalnızca biyolojik bir özellik değil, aynı zamanda insanın anlama ve yorumlama biçimi ile de ilişkilidir. İnsanlar hakikati farklı yollarla arayabilir; kimisi akıl yürütme ile, kimisi duygu ve sezgi ile, kimisi kelime ve düşünce ile, kimisi de tefekkür ve içsel arayış ile Allah’a yönelir.
Kur’an’ın ortaya koyduğu temel ilke ise şudur: İnsan kendi sorumluluğunu taşıyan bir varlıktır ve Allah ile olan ilişkisi doğrudan kendisine aittir. Bu nedenle din, bireyin samimi arayışıyla anlam kazanan bir yürüyüştür. İnsan farklı yollarla hakikati arasa da bütün yolların nihai yönelişi Allah’a doğrudur.