Ekrem Ciğerli

Ekrem Ciğerli
@Ekrem22
Okur, Yazar
Kuranda Göğüsleri Tomurcuklaşmış Kızlar İfadesi
Kur’an’da cennet tasvirleri, insanın algı dünyasına hitap eden bir dil ile sunulur. Bu dil, bilinmeyen bir hakikati bilinen kavramlar üzerinden anlatma çabasıdır. Zira insan, tecrübe etmediği bir âlemi ancak kendi dünyasından hareketle anlamlandırabilir. Bu çerçevede, Nebe Suresi 33. ayette geçen “göğüsleri belirginleşmeye başlamış genç kızlar” ifadesi de bu bağlam içinde değerlendirilmelidir. Söz konusu ifade, ilk bakışta belirli bir zümreye hitap ediyormuş gibi görünse de, daha derin bir okumada yalnızca erkeklere yönelik bir vaat olarak değil; benzetme yoluyla tüm müminlere hitap eden bir anlatım biçimi olarak anlaşılabilir. Kur’an’ın indiği coğrafyada erkek egemen bir toplumsal yapı hâkimdi. Bu yapıda gençlik, tazelik ve yeni olgunlaşma, estetik ve değerli unsurlar olarak algılanmaktaydı. Dolayısıyla bu tür tasvirler, dönemin kültürel gerçekliği içinde cazip ve arzu edilir olan unsurlar üzerinden kurulmuştur. Bu yönüyle ayet, tarihsel bağlamdan bağımsız değerlendirildiğinde anlam daralmasına uğrayabilir. Nitekim söz konusu dönemde sosyo-ekonomik yapı büyük ölçüde kölelik düzeniyle şekillenmişti. İnsanların alınıp satılabildiği bu sistem içinde, özellikle varlıklı ve hür bireylerin genç ve yeni olgunlaşmış kadınları tercih etmesi, dönemin toplumsal gerçeklerinden biri olarak öne çıkmaktadır. Bu durum, ayette kullanılan tasvirin neden o dönemin algı dünyasına hitap eden bir örneklem üzerinden kurulduğunu anlamaya yardımcı olur.
Reklam
Dinî Otorite, Meşruiyet ve Reform İhtiyacı Tarih boyunca birçok devlet, dini otoriteyi kullanarak kendi gücünü pekiştirmiştir. Din adamlarının siyasi iktidarla yakınlaşması, zaman zaman dinî metinlerin toplumsal ihtiyaçlardan kopmasına; kimi zaman da iktidarın dini kendisine “alet etmesine” yol açmıştır.
Türkiye’nin laiklik anlayışı, Fransız modelinin etkisiyle daha katı bir çerçeveye sahiptir. Oysa Kur’an’ın sunduğu çerçeve, bireyin inancını özgürce yaşaması ve devletin tüm vatandaşlara eşit mesafede durmasıdır. Bu bağlamda gerçek anlamda Kur’ani bir perspektiften bakıldığında, devletin dini koruyucu veya yönlendirici bir misyon üstlenmesi yerine toplumun vicdan özgürlüğünü güvence altına alması daha isabetlidir.
Laiklik kavramı çoğu zaman “dinden uzaklaşma” olarak algılansa da özünde “din ve devlet işlerinin birbirini zorlamadan yürütülmesi” anlamına gelir. İslam’ın temel ilkelerine bakıldığında, zorla iman ettirme veya devlet gücüyle dini yönlendirme gibi bir yaklaşım bulunmamaktadır.
Din ve Zaman
Din, insanın yeryüzündeki yolculuğunda göğe uzattığı bir anlam arayışıdır. Ancak bu arayış, hiçbir zaman boşlukta gerçekleşmez; tarih, kültür, toplum ve insanın içsel evrimi tarafından şekillenir. İlahi mesaj mutlak ve değişmezdir; fakat o mesajı okuyan, yorumlayan ve hayata geçiren insan sürekli değişir. Bu nedenle din, hem sabit hem de hareketli bir yapıya sahiptir: özü değişmez, fakat anlaşılma biçimleri çağlara göre dönüşür. Bu durum Kur'an’ın kendisinde de sezilir. Ayetler, kimi zaman belirli bir tarihî olaya doğrudan hitap eder; kimi zaman ise zamansız bir prensip ortaya koyar. Bu iki katman arasında denge kurmak, her çağın müminine düşen bir görevdir.
Reklam