Sünnet olmanın Kur’an’da açık bir emir olarak yer almaması ve bu konuda Peygamber’e ait kesin bir uygulamanın bulunmaması dikkate alındığında, sünnet olmayan bir kişinin dinî açıdan eksik veya hatalı kabul edilmesi doğru değildir. Bu çerçevede bir müminin sünnetsiz olması, doğrudan dinî bir aykırılık olarak değerlendirilmemelidir.
Sünnet uygulaması, mevcut veriler ışığında, vahye dayalı açık bir ibadet olmaktan ziyade tarihsel süreç içinde oluşmuş ve yaygınlaşmış bir gelenek olarak görünmektedir. Bununla birlikte, uygulamanın Hz. İbrahim’e dayandırılması esas alınacaksa, rivayetlerde onun ileri yaşta sünnet olduğu dikkate alındığında, günümüzdeki çocuk yaşta sünnet uygulamasının bu anlatımla birebir örtüşmediği de açıktır.
Bu nedenle, sünnetin dinî bir zorunluluk olarak görülmesi yerine, tarihsel ve kültürel bir uygulama olarak değerlendirilmesi daha tutarlı görünmektedir. Aksi halde, hem Kur’an’daki yaklaşım hem de rivayetlerin içeriği ile uyumlu bir bütünlük kurmak güçleşmektedir