Olağanüstü güzelliğiyle ünlü bir kadının güzelliğinin tazeliği hazana erince o eski sevda zaferlerinden gönlünde bazen bir gurur kalıntısı kalıyor. Son bulmaz zannettiği o güzelliğine zamanın açtığı ilk gedikleri hemen tamire ve bu güç işteki başarıyı kendi kendine sağlamaya uğraşıyor. Bir kere insan o mevsime girdi mi çok geçmiyor, karlar yağıyor, artık hayat kışının acımasız rüzgârlarıyla hırpalanan o çehreyi tamir güçleşiyor. Bazen gözlerindeki görme yetisine, bazen aynanın karşısındakini aynen yansıttığına inanmıyor.
Para kıtlığı yüzünden dünyada zorlukların, sefaletin olduğunu, o madencikler için ne katliamların, cinayetlerin, felaketlerin meydana geldiğini bile neredeyse bilmiyor gibiydi.
Hayatın hayhuyundan sıyrılıp ne zaman kendimizle baş başa kalsak pusuda bekleyen bu duygular kendini hatırlatır. Bir yeri, bir varlığı, bir hâli özleriz ama neyi özlediğimizi bilemeyiz. Gurbetzede ruhumuz, mâşûkuna kavuşma ümidiyle yandıkça yanar.
Kültür ve geleneğimiz, daima alçak gönüllülüğü telkin edip kibir illetinden uzak durmayı tembihler. Çünkü kibir, böbürlenme ham ruhların işidir. Kâmil insan, ince ruhlu, edep tâcını takınmış kimse tevâzû sahibidir. Yunus gibi, Yaradan'dan ötürü bütün yaratılmışlara sevgi ve hürmet duyar. O, Dost'un evini gönüller bilip gönüller yapmaya gelmiştir.