Dünya medyasında Kuzey Kore ismi geçtiğinde, genellikle distopik bir film senaryosunu andıran, akıl dışı iddialar servis edilir.
"Kuzey Kore bir hapishane, insanlar aç, herkes robot gibi" hikayeleriyle büyüdük, değil mi? Ama gerçekler, bize ezberletilen o karikatürden çok farklı. Elimde KDHC Sosyalist Anayasası var; hani o "kapalı kutu" dedikleri yerin kendi anayasası. Okuduğunda anlıyorsun ki, biz aslında Kuzey Kore’yi değil, bize anlatılan o korku masalını tanıyoruz.
Elimizdeki bu Sosyalist Anayasa metni, sistemin gerçek işleyişini ve halkın yaşam standartlarını yasal bir zırh gibi savunmaktadır.
Mesela Kuzey Kore'de "İnsan hakları yok" diyorsunuz ya: Bu anayasanın 72. ve 73. maddelerini bir okuyun. Dünyanın kaç ülkesinde konut, eğitim ve sağlık hizmeti sadece bir "hizmet" değil, devletin yerine getirmek zorunda olduğu anayasal bir ödev? Biz burada kira ödemek için ömrümüzü çürütüyoruz, adamlar anayasalarına "Devlet her vatandaşına modern konut sağlamakla yükümlüdür" diye madde koymuş.
Ya da "Ordu her şeyin üstünde" masalı: Evet, orduları güçlü; ama o ordu bizdeki gibi sadece kışlada beklemiyor. Songun dedikleri o sistemle askerler köprü yapıyor, baraj inşa ediyor, devasa konut projelerinde en ön safta çalışıyor. Yani ordu, halkın sırtındaki bir yük değil, kalkınmanın motoru. Emperyalist baskı altındaki bir ülkenin kendini koruması suç mu?
Anayasa (Madde 72 ve 73), dünyada eşine az rastlanır bir şekilde tamamen parasız ve zorunlu eğitimi ile ücretsiz genel sağlık hizmetini bir devlet ödevi olarak tanımlar. Kitapta açıkça görüleceği üzere, KDHC’de sağlık bir ticari mal değil, en temel insani haktır. Hastanelerde para geçmez; tedavi, ilaç ve bakım devletin asli yükümlülüğüdür.
Batı medyasının 90'lardaki kıtlık görüntülerinden kalma o bayat ekmeği çiğnemeyi