Veysel Karani Uyar

Veysel Karani Uyar
@Eldarion
Ben... Ben kelime dağarcığı, sonsuz düşmanlarının yüzleriyle kabarmış ve uzuuuun hatta çok çok uzun bir zamandır ruhunda yara alacak toplu iğne ucu kadar bile yer kalmamış biriyim... Oblivium Sempiternum Daemonis...
Ankara, 10 Haziran
22 okur puanı
Mart 2021 tarihinde katıldı
Umut, akıbeti hakkında kuşku duyduğumuz gelecek ya da geçmiş bir olayın imgesinden doğan istikrarsız bir sevinçten başka bir şey değil mesela; korku deseniz, o da kuşkulu bir olayın imgesinden doğan istikrarsız bir keder. Dahası bu duygulardan kuşkuyu kaldırıp attığınızda umut güvene dönüşür, korku da çaresizliğe; başka deyişle umut ettiğimiz ya da korktuğumuz bir şeyin imgesinden doğan sevince ya da kedere. Memnuniyete gelince, keza o da bir sevinçtir, akıbetinden kuşku duyduğumuz geçmişe ait bir şeyin imgesinden doğan bir sevinçtir; pişmanlik ise memnuniyete karşıt olan bir keder. Ethica 3. Bölüm 18. Önerme 2. Not
Felsefe
Reklam
Mezara doğru yürürken, rüzgar pelerinini hafifçe omuzlarından aldı ve yere düşürdü. Umursamadan, sevdiğini gömdüğü toprak üzerinde büyüyen o garip ağaçtan gözlerini ayırmadan mezara doğru yürümeye devam etti. Ağacın yanına geldiğinde hasretle elini kaldırdı, dokunmak istedi lakin ellerindeki kanı, lekeleri fark etti ve dokunmaktan hayâ etti. Küskün bir çocuk gibi ağacın dibine oturdu. Sırtını ağaca verdi. Başını dizlerinin arasına aldı ve o kirli kollarla kendisini sardı. Düşmanlarının kanını dökmeye başladığında ufak ufak kirlenmişti elleri. Mezarda yatan merhûme durumu fark edince sıkı sıkı tutmuştu o elleri. Hıçkıra hıçkıra, titreye titreye ağlayıp göz yaşlarıyla yıkamıştı... Yaratıcı onun kalbindeki üzüntünün ve göz yaşlarının hatrına affetmişti kendisini ve ellerini temizlemişti... Şimdiyse dans eden kara alevleri andırır gibi dirseklerine kadar kirlenmişti elleri. Ağlamak istedi ama ağlayamadı... Varoluşa ve yok etmeye dair bir çok kudret kendisinde olsada yapamadı... Yorgun bir şekilde kafasını kaldırdı ve ağacın pürüzsüz kabuğuna dayadı. Milyarlarca boyut ve evren görmüştü ancak bu ağacın bir benzerini hiç görmemişti. Sanki "onu" unutması mümkünmüş gibi Yaratıcı o ağacı sevdiğine benzeyen şekilde büyütmüştü. Gövdesi onun teni gibi bembeyaz ve pürüzsüzdü. Onun gözlerindeki ayni maviyi taşıyan damarla süslenmişti. Yaprakları onun saçları gibi gür ve gece rengindeydi ve yine onun saçlarındaki yıldızları anımsatan ufak gümüşten benekleri vardı. Eli yok edilmesi mümkün olmayan vücudundaki o tek yaraya; boynunun sol tarafına gitti. Yaranın üzerinde hafifçe ve istemsizce gezdi. O yarayı bırakan sevgilisinin elini aradı... aradı... aradı... Ama Bulamadı... Aynı şeyi defalarca denemişti; hiç bir zaman da bulamamıştı. Şaşırmışcasına hafifçe kafasını ağca vurdu ve tekrar
Edebiyat