Bir sandviç, dışarıdan bakıldığında yalnızca iki ekmek arasında duran birkaç malzeme gibi görünür. Ama ben onu hep daha fazlası olarak gördüm. İlk gençlik yıllarımın o telaşlı, duygulara karışık günlerinde elimde bir sandviçle , hayatın aslında böyle bir şey olduğunu sezerdim: sade, katmanlı ve tamamen kişisel.
Ne koyacağını sen seçersin — biraz peynir, biraz yeşillik, belki bir parça anı. Kimi zaman fazla gelir, kimi zaman eksik kalır. Tıpkı insanın kendi ruhunu dengelemeye çalışması gibi. O iki ekmek diliminin arasında yalnızca tat değil, kendine ait bir denge arayışı vardır.
Belki de bu yüzden sandviçleri ben hep severim. Onlarda, gençliğimin sessiz sabahlarını, okul yolunda aceleyle hazırlanmış ama içten bir özeni, “kendi payına düşen mutluluk” duygusunu bulurum. O küçük sandviç, benim için bir yemek değil, bir hatıradır — kendi ellerimle kurduğum bir küçük evren.