Bu kitap… gerçekten tam bir “nefret ederek okudum ama elimden de bırakamadım” hissi yaşattı bana, İlk kitabın bıraktığı o kaosun üstüne direkt dalıyoruz ve daha nefes almadan kendimizi yine entrikanın, zorbalığın ve o karmaşık ilişkilerin içinde buluyoruz.
Öncelikle şunu söyleyeyim: Vega ikizlerinin kalma kararı bence kitabın kırılma noktasıydı. Tam “artık gidiyorlar” derken özellikle Orion’un Darcy’i kışkırtmasıyla bir anda yön değişiyor ya… işte orada dedim ki tamam, şimdi işler kızışacak. Ve evet, kızlar bu kitapta daha dik duruyor, daha karşılık veriyorlar. Ama… itiraf ediyorum, intikam kısmı bana biraz hafif geldi. İlk kitaptaki o sert zorbalıktan sonra beklentim daha “yıkıcı” bir geri dönüştü. Onların yaptıkları daha çok küçük oyunlar, sinsice dokundurmalar gibiydi. Eğlenceliydi mi? Evet. Ama tatmin edici miydi? Pek değil.
Kitabın en büyük artılarından biri kesinlikle çoklu anlatım. Sadece Tory ve Darcy değil, varislerin ve Orion’un da kafasının içine giriyoruz. Bu da ister istemez bakış açını değiştiriyor. Mesela Darius… Allahım sinir oluyorum ama bir yandan da “tamam, sende de bir şeyler var” dedirtiyor. Yazar resmen zorla empati yaptırıyor. Ama bu, yaptıklarını affettiriyor mu? Asla.
Karakterler kısmında konuşacak çok şey var:
Darcy & Orion: Aralarındaki o gerilim… net söylüyorum kitabın en iyi dinamiklerinden biri. Yasaklı, gergin, çekici… tam olaylık
Tory: Daha asi, daha net, daha “ben buyum” diyen bir karakter. Ama duygusal gelgitleri bazen yoruyor.
Seth: Gerçekten rahatsız edici. Bazı sahnelerde “bu kadarı fazla” dedirtti.
Caleb & Darius: Arada kalmalı dramın merkezindeler resmen. Ama ben Darius tarafına daha çok kayıyorum.
Max: Var ama yok gibi… bir türlü derinleşemiyor.
Şu var ki kitapta ilişki dinamikleri hâlâ oturmamış. Herkes herkese çekiliyor,