Briar’ın Canavarları serisinin ilk kitabı olan Dikenlerle Bağlı, daha ilk sayfalardan itibaren beni o karanlık ve büyülü atmosferin içine çekmeyi başardı. Güzel ve Çirkin havasını hissettiren ama bunu dört lanetli peri prensiyle çok daha karmaşık ve çekici bir hale getiren bir hikâyeydi. Özellikle masalsı anlatımı, gizemlerle örülü dünyası ve sürekli diken üstünde hissettiren havası kitabın en sevdiğim yanlarından biri oldu.
Rosalina karakterini gerçekten sevdim. Kitaplara sığınan, dışlanan ama buna rağmen cesaretini kaybetmeyen bir karakterdi. Babasını kurtarmak uğruna kendini feda etmesiyle birlikte hikâye tamamen başka bir noktaya taşındı. Castletree’ye adım attığı andan itibaren olaylar hem daha karanlık hem de daha sürükleyici bir hale geliyor. Dört farklı mevsim krallığı fikri zaten başlı başına çok etkileyiciydi ama her prensin karakterinin kendi krallığını yansıtması bence hikâyeyi daha da özel yapmış.
Dayton’ın sıcak tavırları, Farron’un gizemli tarafı, Ezryn’in daha yumuşak halleri derken benim de açık ara favorim Keldarian oldu. O soğuk, mesafeli ve sert tavırlarının altında sakladığı şeyler o kadar merak uyandırıyordu ki sahnelerinde ayrı bir heyecan hissettim. Özellikle Rosalina ile arasındaki gerilim ve sürekli birbirlerine karşı gardlarını korumaları kitabın en güçlü taraflarından biriydi. Birbirlerine yaklaşırken bile aralarında hep görünmez bir duvar vardı ve bu durum romantizmi çok daha etkileyici hale getirmiş.
Kitabın en sevdiğim yönlerinden biri de lanet kısmı oldu. Geceleri canavara dönüşen prensler fikri zaten oldukça ilgi çekiciydi ama olay sadece bundan ibaret değildi. Her karakterin sakladığı sırlar, geçmişte yaşananlar ve Castletree’nin giderek çürüyen büyüsü hikâyeye sürekli bir gerilim katıyordu. Tam bazı şeyleri çözdüğümü düşündüğüm anda