Eski bir inanışa göre, kişi dünyadaki yolculuğunu tamamladığında cennet ve cehennem arasında kendini bir ayna karşısında bulurmuş. Bu ayna bu kişinin dünyada geçirdiği süre boyunca her konuda olabileceği, ulaşabileceği en yüksek potansiyeli sunarmış ona. Ve ruh olabileceği o en iyi versiyonuyla, olmayı seçtiği versiyonu arasındaki farkı öyle netlikle görürmüş ki aynada, olabilecekken olmadığı şeylerin, yani doldurmadığı potansiyelinin pişmanlığı içine işlermiş. İşte o pişmanlık, ruhun cehennemiymiş.
Neden insan en çok sevdiğine zarar veriyordu? En iyiyi yapmaya çalışırken nasıl olur da cezalandırır gibi hayatlarını etkiliyorduk en değerlilerimizin?
Tesadüf yoktu bu evrende, insan yaşaması gereken her şeyi yaşamalı, hissetmesi gereken her şeyi hissetmeli ve hayatının analizini yapmalıydı, ancak o zaman hayatın onu buluşturmak istediklerine hazır olabilirdi.
Neye inanırsanız inanın, tün inançlar tüm felsefeler,ideolojiler,düşünceler,fikirler kişiye olabileceği en iyi versiyonu bulabilmesinde yardım etsin diye dünyaya yerleştirilmiş araçlardır.
Yalnızlığı seviyorsam, buna şaşmak mı gerekir? İnsanların yüzünde düşmanlıktan başka bir şey görmüyorum, oysa doğa daima bana gülüyor.
Jean-Jacques Rousseau