Elif H.

Nereden nereye...
Osmanlı'nın, ağacın üstüne nasıl titrediğini, yabancı seyyahların, elçilerin yazdıkları eserlerde de görürüz. İngiliz kadın seyyahlardan Lady Craven, ecdadımızın ağaç sevgisinden şöyle bahseder: "Türkler tabiat güzelliklerine o derece hürmet gösterirler ki, eğer ev kuracakları yerde bir ağaç varsa, ağacı asla kesmez, evi ağacın çevresinde inşa ederler. Çatıda da ağacın büyüyüp gelişebilmesi için kocaman bir delik bırakırlar. Bu tür evler, Türklerin övünç kaynağıdır."
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Batı'yla harbimizin ve bu zaferin neticesi ne olacak bakalım? Yarım asırdan fazladır gazetelerimizi meşgul eden şu Batılılaşma sevdası ve onun çevresinde gelişen edebî ve içtimaî münakaşa daha ne kadar devam edecek?
Biliyorum ki "Ben bu derde nereden düştüm Allahım?" yerine "Ben bu derde neden düştüm, anladım." diyebilmektir hüner.
Tedaviden önce teşhis, teselliden evvel tespit gerekir. Şu yarımadada ve karşı yakada vatan nöbeti tutan on binlerce gencin göğsünde çarpan yürek sayısı kadar derdi, hayâli, aşkı, hüznü, hasreti anlatacak kudret, hangi lisanda var? Hangi lisan, cephede geçen her dakikayı tasvire yetecek kelimelere sahip? İşte o dakikalar, saat oldu. Saatler güne döndü. Günler, haftalar, aylar derken kaç mevsim geldi geçti de şu harp hâlâ bitmedi. Yedi aydan fazladır cephedeyiz. Yedi ay, dile kolay.
"ben aslında kekeme değildim...."
Osman Efendi'nin emaneti olarak gördüğüm askerlerin teker teker hatırını sordum. Bir tebessüm bile kalpleri yumuşatmaya yetiyor. Hele bir asker var ki benimle bir saat sohbet etti. Aslında yirmi dakikada bitecek bu sohbetin uzamasının sebebi, kendisinin kekeme olmasıydı. Harpte günü gününe hatıralarımı yazdığımı öğrenince "Beni de yaz komutanım!" dedi "Belki çocuğuma, torunlarıma bunları okumak nasip olur. Ben zaten buradan dönemeyeceğim, hatıralarında benden de bahset." Bu asker, küçük yaşta annesiz babasız kalmış. Köydeki akrabaları ona sahip çıkmış. Çobanmış. İki yıllık evliymiş. Bir de kızı varmış. "Biliyor musun komutanım," dedi utanarak "ben aslında kekeme değildim, cephede dilim konuşmaz oldu." Bu cümle, kalbime bir mermi gibi saplanmışken ondan daha beterini söyledi: "Ben cepheden dönmeyeceğim komutanım. Bunu zevcem de biliyor, altı aylık bebem de biliyor, koyunlarım da biliyor."