Gözleri, sadece gözleri, sıkılmaların, ne istediğini bir türlü bilememenin belki de bu yüzden, karşısına çıkan yeni ve yabancı yaşamlara dokunmak isteyişinin, sürüklenişlerden kurtaracak ve sıfırdan başlama şansı verebilecek, bir çeşit tutunma çabası olduğunun farkındaydı. Belki de bu yüzden gözler, kendisi tarafından ve çocukluğa giden bir tarihte oluşmuş, artık "kendine rağmen" e dönüşmüş bir kabuklanmanın içine hapsolmuş çıkış yollarını yitirmiş bir kimliğin yardım çağrısı gibi bakıyordu.
Ben gittim. Müzeyyen'in yansıması geldi. İlk günlerimizin birinde aynanın önünde durmuş ve orada başka bir kadın gördüğünü söylemişti. Bedeni Müzeyyen olan başka bir kadın.
"Aynadaki kadın benim zıttım," demişti "ben ne kadar ev haliysem o, o kadar sokak. Ben sokulgan isem, o başını alıp giden. Ben gündüzüm, o gece... Çapkın, güçlü, özgür.
Etrafıma baktım, birinin benim adıma kara vermesini bekledim. Boşunaydı. Boş...Boşuna...Boşa... Kelimenin sesi beni topladı. Kalktım. Yatak odasına girdim. Aynı anda zıt iki zıt duygu birden geldi: Odadan çıkmak ve odada kalmak.