Elif Nur Sönmez

10/10
·288 syf.··
Beğendi
·
2026 6. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 25 Mayıs 2026 16:25
Çayınızı ya da kahvenizi aldıysanız gelin, biraz dertleşir gibi bu kitaptan konuşalım. Çünkü Hyunam-Dong Kitabevi tam olarak böyle bir kitap; hani çok yorulduğunuz bir günün akşamında sıcak bir bitki çayı içersiniz de içinize bir huzur yayılır ya, aynen öyle hissettiriyor. Son dönemde Güney Kore edebiyatında popüler olan "healing fiction" yani iyileştirici edebiyat türünün en tatlı örneklerinden biri Hyunam-Dong Kitabevi. İlk olarak; ne anlatıyor bu kitap, konusu ne derseniz ana karakterimiz Yeongju, dışarıdan baktığında "her şeye sahip" görünen bir kadın. İyi bir kariyeri, evliliği, düzenli bir hayatı var. Ama bir gün bakıyor ki ruhu tamamen tükenmiş, içi bomboş. Büyük bir cesaret gösterip her şeyi geride bırakıyor; eşinden boşanıyor, işinden istifa ediyor ve Seul’ün sakin bir mahallesinde küçük bir kitabevi açıyor. Adı da Hyunam-Dong Kitabevi. Kitap aslında Yeongju’nun tek başına iyileşme hikayesi değil. O dükkan açıldıktan sonra yolu oraya düşen herkesin — kahve demlemekten başka hiçbir şey yapmak istemeyen bir baristanın, annesinin baskısından bunalmış bir gencin, hayatın yönünü kaybetmiş bir yazarın — o dükkanın sıcaklığında, kitapların arasında ve birbirleriyle konuşarak nasıl yavaş yavaş iyileştiğini izliyoruz. Dili nasıl, sıkıyor mu derseniz bana kalırsa kesinlikle sıkmıyor ama şunu bilerek başlamak lazım o da şu ki bu kitapta aksiyon yok. Yani koşturan bir olay örgüsü, büyük dramlar ya da şoke edici ters köşeler beklememelisiniz. Hwang Bo-reum’un dili o kadar yalın, iddiasız ve sakin ki... Sanki yazar sizinle karşılıklı oturmuş, dükkana gelen müşterilerle ilgili konuşuyormuş gibi hissediyorsunuz. Cümleler çok duru. Yazar sizi edebi sanatlarla boğmuyor; doğrudan kalbe dokunan, "Aaa, bunu ben de hissetmiştim ama kelimelere dökememiştim" diyeceğiniz türden iç
Hyunam-Dong KitabeviHwang Bo-reum · Athica Yayınları · 202415,2bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
10/10
·312 syf.··
Beğendi
·
2026 4. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 10 Mayıs 2026 00:00
Geçmişin ne kadar temiz? Bir ilişkide daha ne kadar sır saklayabilirsin? Ona karşı her zaman dürüst müydün? Kitabımızın kısaca konusundan bahsedecek olursam, evliliklerinde ciddi problemler yaşayan bir çift olan Amelia ve Adam, ilişkilerini toparlamak için bir hafta sonu tatiline çıkıyorlar. Issız ve karla kaplı bir bölgede bulunan eski bir şapele gidiyorlar. Ancak yolculuk ilerledikçe hem geçmiş sırlar hem de birbirlerine söyledikleri yalanlar ortaya çıkmaya başlıyor. Kitap temel olarak “Bir ilişkide gerçekten kimi ne kadar tanıyoruz?” sorusu üzerine kurulu. Dili ve anlatım konusunda oldukça akıcı olduğunu söyleyebilirim. Bölümler kısa olduğu için de oldukça hızlı okunuyor. Gerilim dili sade ama atmosfer kurma konusunda başarılıydı bana kalırsa; özellikle kapalı ve soğuk mekân hissini iyi vermiş yazarımız. Kitapta daha çok iç monologlar ve karakterlerin düşünceleri ön plandaydı. Bu yüzden aksiyondan çok psikolojik gerilim hissi baskındı. Ayrıca yazarımız kitapta sürekli küçük ipuçları bırakıyor bu da okuru şüphede bırakıyordu. Yapısı bakımından ise kitap çoklu bakış açısıyla ilerliyordu. Özellikle geçmiş ve şimdi arasında gidip gelen bölümler bulunuyordu. Her bölüm sonunda merak unsuru bırakıldığı için bende “bir bölüm daha okuyayım” hissi yarattı. Kitabın bana kalırsa en güçlü tarafı final kurgusuydu. Feeney, olayları sonlara doğru yeniden anlamlandıran bir ters köşe kurmuş ve bana kalırsa başarılı da oldu. Kitabın güçlü yanlarına bakacaksak eğer bana kalırsa atmosferi çok iyiydi. Ayrıca evlilik ve iletişim üzerine rahatsız edici derecede güvensiz hissettiren kısımlar vardı genel yapısı itibarıyla. Kitap twist seven okurlar için tatmin edici olabilir ki bu da kitabın bir diğer güçlü yanı. Ayrıca sinematik bir yapısı bulunduğundan okurken mini dizi izliyormuş
Duygu ve Düşünce
Taş Kâğıt MakasAlice Feeney · Yabancı Yayınları · 20238,5bin okunma
10/10
·472 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 09 Nisan 2026 00:00
Karanlık... Tutsaklık... Gerçekler... Romanımız, 1947 ile 1987 yılları arasında akıl hastanesi olarak kullanılan bir kurum etrafında şekilleniyor. Hikâye, ailesi tarafından terk edilen ve bu kuruma kapatılan genç bir kızın yaşadıklarını merkezine alıyor. Ama mesele sadece bireysel bir hikâye değil kitap aynı zamanda o dönemin ruh sağlığı anlayışını, “normal” kabul edilen ile “dışlanan” arasındaki ince çizgiyi çok sert ve gerçekçi bir şekilde sorguluyordu. Kitabımızın konusuna kısaca göz gezdirecek olursak Kayıp Ruhlar Durağı'nda ana karakterimiz Sage, ikiz kız kardeşi Rosemary'nin 6 yıl önce öldüğünü sanarken aslında bu süre içinde bir akıl hastanesinde olduğunu ve şimdi de kaldığı hastanede kaybolduğunu öğrenir. Bunu öğrenir öğrenmez hemen hastaneye doğru yola koyulur ve hastaneye gidince görevliler ve doktorlar Sage'yi kaybolan ikiz kardeşi Rosemary zannederek hastanede alıkoyarlar ve oradan çıkmasına engel olurlar. Sage akıl sağlığının yerinde olduğuna doktorları inandırmaya çalışsa da kimse ona inanmaz... Willowbrook yatılı okulunda kaldığı günlerde Sage o kadar çirkin şeylerle karşılaşır ki tüm bu yaşananlara inanamaz. Yetersiz kıyafetler, yetersiz yiyecek, yetersiz yataklar, uyuşturucudan tecavüze, personelin hastalara karşı tacizleri, cinayetler, kayıplar... Doktorların bile her şeyi bilmesine rağmen bu sorunları çözüme kavuşturacak şeyler yapmaması... Burası dışardan bir yatılı okul olarak bilinse de aslında bir akıl hastanesi ve içinde yaşanan şeyler de az önce yazdığım gibi. Sage buraya akıl sağlığı yerinde olarak girmiş olsa bile akıl sağlığını kaybetmek üzere kendini aklamaya çalışırken çok zor günler geçiriyor. Tüm bunları yaparken bir yandan da kardeşini arıyor. Kardeşini ararken öğrendiği şeyler onu daha da dehşete düşürüyor. Çok gizemli ve gerçekten
Duygu ve Düşünce
Kayıp Ruhlar DurağıEllen Marie Wiseman · Arkadya Yayınları · 2023635 okunma
10/10
·348 syf.··
Beğendi
·
2025 21. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 21 Ağustos 2025 00:00
Hayat bu ya işte herkese pek de adil davranmıyor ne yazık ki... Peki sizce bu hikâyede en çok acı çeken kişi kim oldu? Eyüp mü? Pilar mı? Müesser mi? Eyüp'ün abisi mi? Kim? Rüyalar Anlatılmaz, aslında hepimizin ailesindeki o "görünmez" bağları ve sessiz acıları anlatıyor. Eyüp adındaki karakterimizin geçmişi onun peşini bırakmıyor. Görmüş olduğu rüyaları hatırlayamadığı için aldığı psikolojik destekte doktoru kendisinden rüyalarını yazmasını istiyor. Kara deftere yazdıkları, apar topar eşinin yanından ayrılıp Barselona'dan İstanbul'a gitmesine sebep oluyor. Ve hikâyemiz bu şekilde başlıyor. Bana göre kitabın kalbi, Barselona’da Pilar'ın kocası Eyüp ile sürdürdüğü hayatı ile Eyüp'ün Türkiye’deki kökleri arasındaki o devasa uçurumda atıyor. Pilar'ın Eyüp ile olan ilişkileri o kadar naif ama bir o kadar da hayatın içinden ki... İkisinin arasındaki o bağ, aslında uzaklaşmaya çalıştığımız her şeyin bizi nasıl bir arada tuttuğunu gösteriyor. O "abi ve yenge" figürleri, aslında geleneğin, beklenenlerin ve bazen de o boğucu aile baskısının birer yansıması gibi. Kitapta rüyaların neden anlatılmadığı meselesi burada düğümleniyor. Çünkü rüyalar anlatılırsa gerçekler gün yüzüne çıkar, sırlar bozulur ve o özenle kurulan aile dengesi sarsılır korkusu var. Nermin Yıldırım bu kitapta bizi sadece bir hikâyeye ortak etmiyor, aynı zamanda "Ev neresidir?" diye sorduruyor. Pilar’ın Barselona’daki o evinde mi, yoksa Eyüp’ün o karmaşık geçmişinde mi? Kitaba o kadar ısındım ki bitmesin istedim resmen. Sindire sindire okudum. Dili, konusu beni o kadar çekti ki... Nermin Yıldırım'ın bir kitabını ilk kez okuyorum. Ancak o kadar yabancılık çekmedim ki... O kadar bizden ve içtendi ki... Beni ta ilk baştan içine çekti. Kısacası ben Nermin Yıldırım'a, kitabına, diline bayıldım. Herkese tavsiye
Duygu ve Düşünce
Rüyalar AnlatılmazNermin Yıldırım · Doğan Kitap · 20124,415 okunma
9/10
·352 syf.··
Beğendi
·
2025 20. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 14 Ağustos 2025 00:00
"Göründüğü Gibi Olmayan Hayatlar" Kitap, geçmişi biraz karanlık olan ve işe ihtiyacı olan Millie adındaki genç bir kadının, varlıklı ve kusursuz görünen Nina Winchester'ın yanında hizmetçi olarak işe girmesiyle başlıyor. Millie için bu iş bir kurtuluş çünkü artık kalacak bir yeri ve düzenli bir maaşı olacaktır. Ancak Nina’nın dengesiz davranışları, evi kasten kirletmesi ve Millie’ye karşı psikolojik oyunları işi kabusa çevirir. Yakışıklı ve anlayışlı koca Andrew ise Millie için bu kaostaki tek sığınak gibi görünür. Kitabın ortalarına doğru öyle bir olay gerçekleşir ki, kimin av kimin avcı olduğu tamamen birbirine karışır. Bu evde Millie'nin bir türlü akıl sır erdiremediği bazı şeyler dönüyor ama ne olabilir ki? Kitap üç bölümden oluşuyor. İlk başta Millie yeni hayatına uyum sağlamaya çalışıyor ve karakterlerimizi tanıyoruz. İkinci bölümde ise işin rengi birazcık değişmeye başlıyor. Üçüncü yani son bölümde ise artık gizemler tek tek ortaya çıkmaya başlıyor ve akıl sır erdiremediğimiz şeylerle karşı karşıya kalıyoruz. McFadden okuyucuyu sayfaya hapsetmeyi hedefliyor diyebilirim. Cümleler kısa, net ve aksiyon odaklıydı okuduğum iki kitabında da. Mcfadden betimlemelerle vakit kaybetmiyor, doğrudan olaya girerek bizi heyecanla okumaya sevk ediyor. Hikâye ise, farklı karakterlerin gözünden anlatılıyor. Bu teknik de, okuyucunun bir karaktere güvenip sonra ihanete uğramış hissetmesini sağlamak için çok zekice kullanılmış bence. Klasik bir "ezilen hizmetçi" hikayesi gibi başladı ama orta bölümde gelen "plot twist" yani ters köşe ile birden tür değiştirdi. Bana göre kitabın şaşırtma seviyesi çok yüksek dolayısıyla da okuma tıkanıklığı ya da okuma tembelliği de denebilen "reading slump" yaşayanlar için mükemmel bir ilaç olabilir. Kitabı büyük bir merakla okudum diyebilirim.
Duygu ve Düşünce
HizmetçiFreida McFadden · Olimpos Yayınları · 202311,5bin okunma