elgun mammadov

Tabunun temeli, bilinç dışında güçlü bir eğilimin istediği yasak bir edimdir.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Bu geçme ya da daha iyi bir deyişle yer değiştirme konusunda, biri Maorilerin yaşamından diğeri ise zorlama nevrozu çeken bir kadının yaşamından olmak üzere iki örnek ele alarak bunları karşılaştıracağım: "Maorilerin başkanı ateşe asla kendi ağzıyla üfleyemez; çünkü o kutsaldır, kutsallığını üflediği ateşe ve ateşin üstündeki kabın içindeki ete geçirir, buradan da o yemeği yiyen kimsenin içine geçer ve böylece yemeği yiyen kimse başkanın soluğuyla aşılanarak kesinkes ölür." Hastam; kocasının satın alıp eve getirdiği bir mutfak takımının, evi kendisine çekilmez bir duruma getireceği korkusuyla, kaldırılmasını istiyordu. Çünkü bu şeyin Hirschen sokağındaki bir mağazadan alındığını öğrenmişti. Bu Hirschen sözcüğü, vaktiyle gençliğinde bekârken tanıdığı ve şimdi uzak bir kentte bulunan ve kendisi için artık "olanaksız", yani tabu olan bir dostunun adı olduğu için Viyanada satın alınan bu şey, şimdi kadının ilişki kurmak istemediği dostu kadar tabu olmuştur.
Nevrozlulardaki zorlanma yasaklarıyla tabular arasındaki ilk ve göze çarpan benzerlik, bu yasakların kaynaklarının da upkı tabularda olduğu gibi nedensiz ve anlaşılmaz görünme sidir. Günün birinde ortaya çıkan bu yasakların etkisiyle birey yenilmez bir korku altında, onların baskısını duymak zorunda kalın, bireyin üzerine dışarıdan gelen bir ceza tehdidi olması şart değildir, çünkü yasağın çiğnenmesi durumunda arkasın dan kesinlikle dayanılamaz bir yıkım geleceğine hasta içinden (vicdanından) gelen bir kanıyla inanmaktadır. Bu zorlanma hastaları her zaman, bu yasaklardan birinin çiğnenmesi duru- munda, yakınlarından birinin bundan kesinlikle zarar göreceğini bize anımsatırlar. Bu zararın ne olabileceği belli değildir. İlleride kefaret ve karşı koyma edimlerini tartışırken de bu yasakların tartışmasında olduğu gibi, yine bu yetersiz bilgiyi elde edeceğiz. Tabuda olduğu gibi nevrozlulardaki yasakların çekirdeğini de dokunma edimi oluşturur. "Dokunma korkusu" (delire de toucher) deyişi buradan gelir. Yalnızca bir cisme doğrudan doğruya dokunmak yasak olmakla kalmaz, aynı zamanda örneğin "biriyle ilişki kurmak", "biriyle ya da bir şeyle ilişkide bulunmak gibi ancak dolaylı yoldan dokunma anlamını veren edimleri de kapsar. Yasak olan şeyi anımsatan ve böylece o şeyle zihinsel de olsa bir ilişki kuran her şey, doğrudan doğruya bedenle dokunmak kadar yasaktır. Böylesi bir kapsam genişlemesini tabuda da aynı şekilde görmüştük. Bazı yasakları güttükleri amaçlarından kolayca anlayabiliriz; fakat bazı kurallar anlaşılır gibi değildir, saçma ve anlamsız görünürler. Bu gibi kurallara "teamül" görenek, formalite diyoruz. Tabu âdetlerinin de aynı çeşitliliği gösterdiğini görüyoruz.
Tabu sorununa ruhsal yaşamın bilinç dışı kısmıyla uğraşan psikanaliz yönünden baktığımız zaman, tabu olaylarının bize hiç de yabancı olmadığını hemen anlarız. Tıpkı ilkellerin kendi boy ya da toplumlarına özgü olan tabulara boyun eğmeleri gibi, kendi kendine birtakım katı tabu yasakları yaratan kimselerin de olduğunu psikanalizciler pekâlâ bilirler. Eğer bunlara psikanalizde "zorlanma nevrozluları" demeye alışmış olmasaydık, bu insanlara "tabu hastası" demek çok yerinde olurdu. Psikanaliz araştırmaları bize bu "zorlanma" hastalığının klinik etiyolojisini ve psikolojik mekanizmasının nasıl olduğunu öğretmiştir. Bu bilgimizi toplumsal psikolojide bu duruma karşılık olan görünüşlere uygulamaktan kendimizi alamıyoruz. Bu girişimde bulunurken bir şeyden sakınmak gerekir.Tabuyla zorlanma hastalığı arasındaki benzerlik, ikisinin de gerçek içeriğiyle ilgili olmaktan çok, yalnızca her ikisinin de görünüşleriyle ilgili olduğu için tümüyle dıştan bir benzerlik olabilir.
tabu hakkında bilinen her şeyi ayrıntılarıyla anlatmanın zihinleri karıştıracağından korkuyorum. Bu yüzden okura sorunun gerçekten aydınlanmış olmaktan uzak olduğuna güvence verebilirim. Bununla birlikte bizi asıl ilgilendiren şey, bu ilkel insanların kendilerini bir sürü kayıt ve baskıya bağımlı kılıyor olmalarıdır. Açık ve akla uygun hiçbir nedeni yokken şu ya da bu yasak sayılmakta ve niçin yasak sayıldığı sorusu onların aklına bile gelmemektedir; çünkü kendilerini bu bağlarla gayet doğal olarak bağlı görmektedirler, bunlara karşı herhangi bir saldırının şiddetle ve otomatik olarak ceza- landırılacağına inanmaktadırlar. Bu yasakları istemeden çiğneyenlerin bile gerçekten otomatik olarak cezalandırıldığını gösteren güvenilir gözlemler de vardır. Örneğin yasak olan bir hayvanın etini yiyen suçsuz bir kişi derin bir acıya kapılarak õleceğine inanmış ve gerçekten ölmüştür.