Tabu sorununa ruhsal yaşamın bilinç dışı kısmıyla uğraşan psikanaliz yönünden baktığımız zaman, tabu olaylarının bize hiç de yabancı olmadığını hemen anlarız. Tıpkı ilkellerin kendi boy ya da toplumlarına özgü olan tabulara boyun eğmeleri gibi, kendi kendine birtakım katı tabu yasakları yaratan kim- selerin de olduğunu psikanalizciler pekâlâ bilirler. Eğer bunlara psikanalizde "zorlanma nevrozluları" demeye alışmış olmasaydık, bu insanlara "tabu hastası" demek çok yerinde olurdu.
Psikanaliz araştırmaları bize bu "zorlanma" hastalığının klinik etiyolojisini ve psikolojik mekanizmasının nasıl olduğunu öğretmiştir. Bu bilgimizi toplumsal psikolojide bu duruma karşılık olan görünüşlere uygulamaktan kendimizi alamıyoruz.
Bu girişimde bulunurken bir şeyden sakınmak gerekir. Tabuyla zorlanma hastalığı arasındaki benzerlik, ikisinin de gerçek içeriğiyle ilgili olmaktan çok, yalnızca her ikisinin de görünüşleriyle ilgili olduğu için tümüyle dıştan bir benzerlik olabilir. Doğa birbirinden çok farklı olan biyolojik durumlarda birbirinin aynı olan biçimleri kullanmayı sever. Örneğin mercan dizilerinde, bitkilerde ve hatta bazı billurlarda ya da bazı kimyasal çökeltilerin oluşumunda olduğu gibi. Yalnızca otomatik birtakım koşullara dayanarak iç ilişkilerle ilgili sonuçlar çıkarmak kuşkusuz çok eksik ve yararsızdır. Bunun için, bu gibi yanlışlara düşme olasılığını hesaba katarak, ancak çekince notunu unutmamak koşuluyla, tasarladığımız karşılaştırmayı yapabiliriz.
Nevrozlulardaki zorlanma yasaklarıyla tabular arasındaki ilk ve göze çarpan benzerlik, bu yasakların kaynaklarının da upkı tabularda olduğu gibi nedensiz ve anlaşılmaz görünme sidir. Günün birinde ortaya çıkan bu yasakların etkisiyle birey yenilmez bir korku altında, onların baskısını duymak zorunda kalın, bireyin