Bizim için tabunun birbirine zıt iki anlamı vardır. Bir yandan kutsal (sacre), kutsallaştırılmış (consacre) anlamlarına; diğer yandan da tehlikeli, korkunç, yasak, kirli anlamlarına gelir. Tabunun karşıtı Polinezya'da noa sözcüğüdür ve sıradan, yanaşılabilir, tutulabilir bir şey anlamlarına gelir. Bu biçimde tabu sözcüğünde sakınımlılık kavramı gibi bir anlam da gizlidir; kendini temel olarak yasaklarda gösterir. Bizdeki "kutsal korku tamlaması çoğu durumda tabu anlamını karşılar.Tabu sınırlamaları din ya da ahlâk yasaklarından farklıdır. Bunlar bir tanrının egemenliğine bağlı olmaktan çok kendin- den yasaktırlar, yasak olmalarını kendileri gerektirir. Bunların ahlâk yasaklarından ayrılığı: Tabu yasakları doğrulukları için akla uygun hiçbir neden gösteremezler, kökenleri de belli değildir. Bizce anlaşılamaz olmakla birlikte onun egemenliği altında olanlar için bu yasaklar bir zorunluluk, bir gerçek olarak kabul edilir
Daha ileri seviyede kendimize sormamız gereken soru şu: Günümüzde dünyamızı şekillendiren teknoloji ve eğlence dâhileri, gelecekte de bizim kahramanlarımız olacak mı? Teknolojik gelişmeler bizi daha iyi insanlar ve dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek için kullanılacak mı, yoksa Sherry Turkle'ın da dediği gibi bu şeyler bizi "istemediğimiz yerlere" mi götürecek?
Ama toplum olarak eleştirel düşünmede, tatmini ertelemede ya da anlamlı kişisel veya toplumsal hedefler belirleyip onlara ulaşmada başarız olduğumuz sürece kültürümüz önemli şeyler kaybediyor. Özellikle teknolojiye kucak açılması gerekiyor ama ona nasıl kucak açacağımız, sağlıklı ve sağlıksız insan iletişiminin ayrımı belirleyecek.
Hayatımız, dünyadaki uyum gibi, karşıtlıklardan oluşuyor, hem de tatlı ve acı, keskin ve yassı, sessiz ve gürültülü gibi çeşitli tonlardan. Bir müzisyen bunların yalnızca bir türünü beğenseydi ne gibi bir etki bırakabilirdi? Onları birlikte kullanabilmeli ve karıştırabilmelidir. Biz de hayatımızda bir arada var olan iyiyi ve kötüyü kabul edebilmeliyiz. Hayatımız, bu karışım olmadan imkânsızdır ve bir tarafı bize diğerinden daha az gerekli değildir.
Michel de Montaigne, on altıncı yüzyıl Fransız yazarı