"Yaşam becerilerini öğretin."
Sevgili kitap; gençlerin özellikle de erkek çocuklarının zamanımızın hastalıklarının nedeni, sonucu ve çözüm önerileriyle biz okuyucularla paylaştığın için çok teşekkür ederim.
Hiç sevmem aslında söze biz gençken diye başlamaktan ama eskiyi de yadetmek isterim.
Çocukluğumda ailem hem demokrat hem de ataerkildi. Söz hakkımız olması, kurallara uymayacağımız anlamına gelmezdi. Yemekler aynı saatte aynı sofrada yenirdi. Okul arkadaşları dahil tüm arkadaşlarımızı ailemiz bilirdi. Her sabah evde gazete okunur, haberler de ailecek izlenirdi. Aile ile bağlar güçlü olduğu için ergenlik diye birşey görmedim. Ta ki öğretmen okulunda eğitim derslerinde bu terimle karşılaşana dek...
Kardeşimle aynı odayı paylaşırdık. Kurşun kalem ve saman kağıt ile ders çalışırdık. Evde video vardı. Haftada bir tane film kiralanıp üçkere, beşkere akrabalarla izlenirdi. Yani işin özü bireysel değil tüm aile birlikte yaşar ve mutlu olurduk. Annemiz ne pişirirse yer, sipariş falan bilmezdik. Bilgisayarlar işyerlerinde olurdu. Telefon da salonda, cebimizde değil. Kütüphanelerden ödev araştırır, ödünç kitap alırdık. Evimizin bahçesinde top oynardık. Babamız, annemiz para verir kasaba, tüpçüye, bakkala giderdik. Grip, nezle olunca ballı ıhlamuru içince birşeyimiz kalmazdı.
Sözün özü ne obez olduk, ne ruh sağlığımız bozuldu. Hepimiz meslek sahibi olduk. Bizler doğru, dürüst ve sabırlı bir nesildik. Peki, ne oldu da bozulduk?
Şimdi sıra kendi öz eleştirimi yapmamda. Nasıl evlat yetiştirdim? Nerede hatalar yaptım? Vicdanımı rahatlatmak niyetinde değilim ama yolun başındaki anne-babalara öğüt vermek isterim. Oysa ki annem, babam gibi onları yetiştirmeye özen gösterdim. Ancak dünyanın çok hızlı değiştiğini hesaba katamadım.
Hatalarımı şöyle sıralamak isterim: Odalarına
Bana göre çok yetersiz kalan bir kitap oldu. Bilhassa çözümler bölümünde kapitalist dünyada etik yani zararsız ve hatta olumlu değişim talebinde bulunuyor. Kimden peki? Devletten ve mesela porno endüstrisinden...
Bunların bilhassa porno endüstrisinin insanın iyiliği için şunu şunu yapmasını beklemek cidden safdillik. Devlet vatandaşın iyiliğini değil sigara, içki ve hatta fuhuştan aldığı vergiye odaklanmış ve bu durum kendiliğinden değişmez.
Yazar ekibini hayalci ve yangına ağzındaki damlayla koşan karıncalar olarak gördüm.
Toplumlar sosyal açıdan, eğitim, yaşam şartları, konfor, gelecek korkusu tanımama konularında o kadar yetersisiz ki, yardımcı olabilir düşüncesiyle üç beş site linki vermekle çözülecek gibi değil. Çok daha büyük yerlerde, devlet yönetimi düzeyinde ele alınmalı sorunlar. Sözgelimi obezite ile uğraşmak, insanlar tv ekranı önünde kelepçe ile bağlıymışcasına otururken ve reklamlarda sürekli cips ve fast food reklamına maruz kalırken, devlette onların satışlarından ellerini ovuşturarak vergi alırken, bilgilencirici internet sitelerini ziyaret etmekle ENGEL OLUNAMAZ... Hayalcilik bu...
Kitap benim açımdan hayal kırıklığı olsa da, okumuş olmaktan pişman değilim.
Bitik erkekler... Zimbardo'nun hızla yükselişe geçen feminizm "modasına" sanki bir inat olarak yazdığı, "Konuya bir de biz erkeklerin gözünden bakın. Bir zamanlar çalışan, eve ekmek getiren, kadınına aslanlar gibi bakan erkeklerken yıllar sonra hayata adım atmaya korkan, video oyunu ve porno bağımlısı, umutsuz bir nesil olduk. Ama bir sorun niye olduk?" mesajını sürekli olarak gözümüze dayadığı bir derleme. Derleme diyorum çünkü pek çok makaleden bahsediyor ve bunları yorumluyor. Pozitif ayrımcılığı kendi çıkarları uğruna kullanmayı asla hoş karşılamayan, olabildiğince hayatta eşit şartlara sahip olmayı savunan biri olarak Zimbardo'nun pek çok çarpıcı tespitini beğendim. Ancak Zimbardo'nun alttan alta verdiği "Bu zalım kadınlar hep erkekleri sömürüyor" mesajını almaktan da pek hoşlanmadım. Çalışmalarıyla dünyaca ünlü bir sosyal psikologtan böyle "ekşimsi", herkesin yapabileceği sığ bir genelleme beklemezdim.
Yepyeni bir çağdayız, dijital çağ… dijital teknolojinin yaşamımızdaki yeri tartışılmaz, gündelik yaşamımızın sıradan bir parçası artık. Bu kadar yoğun teknoloji kullanımı bizi, aileyi, toplumu, yeni kuşakları etkilenmemesi düşünülemez. Birey de aile de toplum da nesil de çok farklı öncekilerden. Akıllı telefonlar, tüm geleneksel medyanın işlevlerini yerine getiren bir tür çoklu medya (konuşma, yazışma, sosyal medya, oyun, televizyon, sinema, gazete, radyo vs.). Özellikle internetin icadıyla ve sonrasında internet kullanılabilen cep telefonlarıyla, internet kullanımı daha da “problemli” hale gelebilmekte. Şimdilik yararlarından çok zararlarını konuşabiliyoruz. Nedir bu zararlar: internet bağımlılığı, siber zorbalık, sağlık sorunları, iletişim sorunları, sosyal ilişkilerin değişen doğası, mahremiyetin ihlali, masumiyetin zedelenmesi… Özellikle genç erkeklerdeki (daha erken yaştaki çocuklarda hatta) dijital oyun oynama bağımlılığı ve yoğun pornografiye maruz kalma en önemli zararlı etkilerden.
Stanford Hapishane Deneyi (aynı adlı film var: sinemalar.com/film/148861/the...) ile meşhur olmuş bilim insanı ve psikolog P. Zimbardo ve asistanı N.D.Coulumbe ile birlikte kaleme aldıkları Bitik Erkekler kitabında, gençlerde teknoloji kullanımının zararlarına odaklandıkları ilginç fikirler ileri sürmektedir. Onlara göre, gençlerin birçoğu dizi ve peri masallarıyla büyümekteler; ilişkilerde her şey “ben” etrafında dönüyor. Ama bu teknolojik gelişmeler daha çok erkeklerde olumsuz etkiler barındırıyor. Özellikle erkekler aleyhinde gelişen yeni eko-sistem ve toplumsal yasalar düşünülürse, erkeklerde çifte bir dezavantajlılık oluşturuyor. İlginç fikirlerinin özeti, teknolojinin erkekliği, müstehcenlik ve dijital oyunlarla sabote ettiğidir. Gençlerin
Erkek ve kadın olarak iki cinsin kendi kimliklerini bulmada yaşadığı sorunları bize gosteriyor. Bebek yaşta bilgisayar tablet gibi aletlerle tanışan cocuklarin bunların başında gecirdikleri zamanın ayarlanamamasinin ileriki yaşlarda oluşturduğu sorunlar üzerinde duruluyor.Genelde erkekler üzerinden devam eden kitap dağılan ailelerde baba figürünü eksikliği ,babasız çocuk doğuran kadınların artması doğru rol model bulamayan erkek çocukların sorunlari,ilgisiz ebeveynlerin tablet ve telefonları bakıcı gibi kullanmalari gelişen teknolojinin erkekler üzerindeki olumsuz etkileri,kadınların toplumda daha fazla söz sahibi olmalarının nedenleri hakkında bilgi veriyor.Gunumuzde verimsiz kullanilan teknolojik kaynaklar toplumda dengeleri bozarken sosyal hayattan kopuk,iletişim eksikliği yaşayan erkekler ortaya çıkarıyor.Cocuklarimizla daha fazla zaman geçirmeli,sosyal medyayi daha iyi şekilde kullanmalıyiz.Kitap sadece sorunu değil çözümünude veriyor her yaştan ve her cinsten insanın okumasi gereken bir eser.
Amerika'da erkek çocukların okul başarılarının ve sosyal faaliyetlere katılımının düşmesi fark eden, bunun üzerine akıl yürüten iki psikolog. Erkeklerin teknoloji çağı ile birlikte içine düştükleri krizi soğukkanlılık ve sağduyu ile ala almışlar. Çalışmalarını bilimsel verilerle destekleyen akademisyenlerimiz objektifliklerine gölge düşürecek ideolojilerden uzak durmuşlar. İsmine bakarak feminizmin etkili olduğu algısı oluşabiliyor fakat içeriğine baktığımızda görmekteyiz ki Sezar'ın hakkı Sezar'a verilmiş. Konunun ele alınışı da oldukça yapıcı. Maalesef ülkemizde sadece felaket tellalları sorunları dile getirmele yetiniyor. Bu kitapta krizin belirtileri, nedenleri ve çözüm önerileri sunulmuş. Feminizmin yıkıcılığından ataerkil rüyaların uyuşturuculuğundan uzak bir gerçeklik zeminine oturtulan bu kitap bize de yol gösterici olmalı.
Yazar, meşhur "Stanford Hapishane Deneyi" kurgucusu, yılların psikologu, aykırı bilimsel çalışmaları, yazı ve araştırmalarıyla tanınıyor... Bu yönleriyle ilgimi çekmişti; klasik/kalıpçı bir bakış açısına sahip değil...
Kitabı da kendi gibi: Son derece kırılgan bir yüzyılın eşiğinde, "erkeklik" ve "kadınlık" tanımlarının bozulduğu, cinsiyet merkezli görev ve sorumlulukların iyicene birbirine karıştığı, bilhassa yeni nesil erkeklerin daha fazla pc oyunu, porno ve ev merkezli bir hayata geçtiği ... gibi herkesin dile getirmediği/sıradışı bir kısım analizler içeriyor.
Eserin son 100 sayfası grafik + dipnotlar + dizin... (Bu durum, kitabın akademik seviyesini anlamada bir ölçü olabilir.) İlk 300 sayfa ise oldukça yoğun bir anlatıma sahip, dikkatle okumak gerekiyor. Temel savı: Çocuklarımızın bu ileri teknolojik dünyada iyi birer rol model/aile ve eğitim ortamı bulamazsa -ki bulamadığını hemen tüm sayfalarında araştırma sonuçlarını yayınlayarak ispat ediyor- bir kimlik kargaşası yaşayabileceği, hemen tüm işlere karşı yüzeysel ilgiler oluşturabileceği ve bunun sonucu muhtemelen daha gevşek bir topluma doğru evrileceğimiz tezidir.
Bu son yargı, bilhassa Batı toplumlarının öngörülmeyen bir iç çöküş yaşabileceği anlamına da gelebilir. Örneğin; uzun soluklu çalışmaktan çabuk sıkılan, kendini geliştirmeyi pek tercih etmeyen, bunun yerine daha hızlı-hemen yükselmeyi hedefleyen, genel olarak sosyal hayatta çekinik duran, neyi-ne zaman-nasıl yapması gerektiğini pek fazla bilmeyen/tecrübe edinememiş bir gençliğin çoğalması...
Bu sebeple devletlerin, okulların, anne ve babaların hızlı bir şekilde çocuklarıyla ilgili alması gereken bir takım yeni kararlar ve değişiklikler gerekmektedir. Örneğin; internet dünyasında onların akıllarını tarumar eden şeylerden (pornografik görüntüler,
Uluslararası üne sahip psikolog Philip Zimbardo ve ona araştırmalarında eşlik eden Nikita Coulombe yayınladıkları bu ortak çalışmada bir erkeklik krizinden söz ederlerken; genç erkeklerin daha önce hiç görülmediği kadar başarısız olduklarını, yaşama katılımda eksik kaldıklarını, toplumsal rol ve sorumluluklarından uzaklaştıklarını, günlük yaşam aktivitelerinden, eğitim süreçlerinden ve çalışma yaşamından geri kaldıklarını; bu tablodan kaynaklı kaygıların ise alarm
seviyesine vardığını anlatıyorlar. Yazarlar bir anlamda belirtileri aşırı video oyunu oynama ve porno izleme, umutsuzluk, erkek rol modellerin eksikliği ve madde kullanımı olan erkeklerin iflasının nedenini, nasılını açıklıyorlar.
Zimbardo ve Coulombe’un bu modern hastalığın ardındaki nedenleri incelediği kitapta dijital teknolojilerin, gençlerin çoğunluğu için daha zahmetsiz ve tatmin edicialternatif gerçeklikler yarattığı, Hardcore pornografiyi ve heyecan verici oyun dünyasını gerçek hayattaki seksten, spordan ve sosyal etkileşimlerden daha kolay ve cazip görenlerin reel olana bakışının çarpıklaştığı, bu durumun, sosyalleşmeleri ve gerçek dünyada hayatın olasılıklarını keşfetmelerini engellediği, bu alternatif dünyalara dalıp gitmelerinin erkek çocukların bilişsel gelişimini, odaklanma kabiliyetini ve sosyal gelişimini altüst ettiği belirtiliyor.
Yazarların kitapta yer verdikleri bulgular hiç içaçıcı görünmüyor. Öyle ki, bilgi çağı olarak nitelendirilen bir zamanda genç erkeklerin genelinde bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olma, dikkat dağınıklığı ve bellek yitimine rastlanması düşündürücü. Dahası; bu bilme yanılsaması, Erkek öğrencilerin okul başarılarında düşüşe neden olurken, , gerek okulda gerek hayatın diğer alanlarında başarılı olmak için eskiden gösterdikleri çaba ve motivasyondan
Şuan ki ve gelecek neslin çığ gibi büyüyen sorununu ele almış kız erkek farketmeksizin okunması gereken bir kitap. Yazar bir çok kaynaktan bilimsel açıklamalarla okuyucuya güven veriyor.
Kitabın ismine bakıp önyargılı yaklaşmamak gerekli . Feminizme erkekler tarafından bakılan bir bakış açısı var ki hiç de haksız sayılmaz . Gerçek feminizmle ilgili olması gereken .. istenilen eşitlikse şayet ;)
Philip G. Zimbardo, Stanford Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nün onursal profesörü olan, Zimbardo Yale Üniversitesi, New York Üniversitesi ve Kolombiya Üniversitesi’nde de öğretim üyesi olarak çalışmıştır. Yürütücüsü olduğu Stanford Hapishane Deneyi (1971) ile hem akademik dünyayı hem de popüler kültürü etkilemiştir. Yaratım sürecinde yer aldığı ve sunuculuğunu üstlendiği “Discovering Psychology” adlı 20 bölümlük belgesel serisinin hem ulusal hem de uluslararası düzeyde pek çok lise ve üniversitede ilgi görmesinden dolayı “Psikolojinin Yüzü ve Sesi” olarak da anılmaktadır. Zimbardo, 350’den fazla akademik ve popüler makale ile kitap bölümü ve farklı türlerde 50 kitap yayınlamıştır. 2004’te Ebu Gureyb Hapishanesi’ndeki Amerikan askerlerinin cezai durumlarına ilişkin bilirkişilik yapmış, Şeytan Etkisi-Kötülüğün Psikolojisi (Lucifer EffectPsychology of Evil) (2015) olarak dilimize çevrilen son kitabında da ünlü Stanford Hapishane Deneyi bağlamında Ebu Gureyb Hapishanesi’nde yaşananları ele almıştır. Şu anda Stanford’daki Terörizme Yönelik Disiplinlerarası Politika, Eğitim ve Araştırma Merkezi’nin (Director, Center for Interdisciplinary Policy, Education, and Research on Terrorism (CIPERT)) yöneticiliğini yapmaktadır. Aynı zamanda Heroic Imagination Project kapsamında sıradan kahramanların psikolojisine yönelik araştırmalarını sürdürmekte ve yeni eğitim materyalleri geliştirmektedir. Ayrıca, son yıllarda zaman yönelimi konusuna da odaklanan yazarın The Time Paradox (Zimbardo ve Boyd, 2009) adlı kitabında bireylerin içinde bulundukları zihinsel zaman boyutları kapsamlı bir şekilde ele alınmıştır.