“Ylajali ben içeri girince bana elini uzatır, beni selamlar, ‘hoş geldin’ diye seslenir bana; ben yaklaşıp da diz çökünce: ‘Hoş geldin şövalye!’ der, ‘Ülkeme ve sarayıma! Ben seni yirmi yazdır bekliyorum. Aylı gecelerde seslendim sana; sen üzgün olduğun zamanlar ben ağladım burada ve sen uykulara dalınca ben nefis rüyalar üfledim uykularına.’ Ve güzel prenses elimden tutar, uzun koridorlardan geçirir beni”
“Şimdi herkesin küçük ama yorgun bulduğu elimin içine bakıyordum. Kaya’nın yumuşacık kumral saçları, bir zamanlar tam da burada, bu küçük ellerin içinde miydi?”