Ah Nazan Bekiroğlu sen ne güzel yazıyorsun. Nasıl güzel bir kalemin var, hele o devrik cümlelerin, özenle seçilmiş kelimelerin, onları birbirine yakıştırman bir de hep kalbime dokunman... Nar ağacı...Seni ne kadar anlatsam ne söylesem duygularımı tam ifade etmiş olamam, bir şeyler eksik kalır. Her bunaldığımda, kaçmak istediğimde koşup sığındığım liman.. Yine boğazımda düğümle gözümde yaşla okuyup bitirdim. Hele ki gündemde bir taraftan savaş varken okumak, o zamanlar bu günden kat kat fazla yaşanan acıları hissetmek... Rabbim bir daha hiç kimseye böyle acılar, muhacirlikler, ölümler, kalımlar vermesin. Yazarla birlikte o fotoğraflara bakmak, bakarken o fotoğrafta kendine yer bulmak. Settarhanla, Zehrayla, İsmaille, Büyükhanımla ve tabi ki yazarımla o yolları adımlamak, yol almak, yorulmak, susamak, üşümek o kadar güzel bir yolculuktu ki. Hani diyor ya son bölümde romandan ayrılmanın acısına dayanamadığı için son bölümü eklediğini. Yolculuk hiç bitmesin istiyor insan... İlk defa filmini yapsalar diye düşündüm bir de okurken. Genelde film uyarlamalarının kitap kadar iyi olmadığını, hayal kırıklığı yarattığını biliyorum. Ancak Settarhan' nın, yaşadığı onca acıdan sonra Cemil kaptanın kayığına binerken yaşanan sahneyi, kayığa binerken göz göze geldiklerinde dayanamayıp gülüşünü dünya gözüyle görmeyi çok isterdim. Nar ağacı hakkında ne söylesem eksik kalacaktı..Sustum...🤎