"Biz ölsek bile organ ve dokularımız yaşamaya devam edecektir Falin. İnsanlar üzerini toprakla örtüp huzur içinde
mezarını terk ettiğinde hücrelerinin hâlâ canlı olması gerçekten
ironiktir. Düşünsene öldükten iki gün sonra bile vücudundaki binden fazla gen hiçbir şey olmamış gibi aktiftir. Akyuvarlarin 60 ila 86 saat, kas hücrelerin 14 gün, fibroblast hücrelerin ise bir aya yakın mücadeleye devam eder. Yani sen ölmüş olsan bile bedenin hayatta kalmak için savaşmaktan vazgeçmez." Falin şaşkınlıkla dinliyordu. Hücrelerin yaşama tutunma
mücadelesi gerçekten inanılmazdı. Her şey bu kadar canlıyken o zaman ölen şey tam olarak neydi? Yoksa insan ruhu dediğimiz şey 30 trilyon canlıyı etrafında tutabilen bir enerji formu muydu? Tıpkı gece küçük sinekleri etrafina toplayan
Işık gibi ruh da hücreleri bir araya getiren bir melodi miydi?
Yani en kötü ihtimalle birine öldü dedikten sonra bile aslında elimizde 10 adet dakika var. Soruyorum size bedeninizdeki her bir organ, doku ve hücre yaşamak için mücadeleye devam ediyorken hangi cüretle size ölü diyebiliriz?
İnsanlık olarak sağlığımıza ne kadar dikkat edersek edelim asla kaçamayacağımız bir katil var Falin. Eninde sonunda bizi bir yerde bulup, öldürecek olan o katilin adı zaman.
Soruyorum size yıllardır ölü olan birinin biyolojik ölümü ne kadar zor olabilirdi ki.Üstelik ne zaman öleceğini bilmemenin yarattığı müthiş bir konfora da sahiptim.