Yılın en uzun gecesinde kışın en güzel kitabı bitti.
Eser “Kitabın ortasından konuşanların” hikâyesini anlatırken soğuğu sıcak odamda hissettim.
Anlatılan her şey onlardan gerçek bir o kadar masaldı ki.
Ç. gölünün buz tutmuş halini ve Sus Barbatus’un mistik seyahatlerini okurken su misali aktı.
Derin ve sessiz ilerleyen bir gerçek masal bu. Ben de suskunluk, yorgunluk, kabulleniş ve içten içe bir direnişi aynı anda hissettirdi ve düşündürdü.
Beni en çok etkileyen sahne Faruk ve fahişenin Ç. gölünde kayboluşuydu. Fiziksel bir ölümden çok toplumsal hafızadan silinme hâli.
Kim olduklarıyla değil, ne temsil etmedikleriyle kayboluyorlar.
Faruk: Aydın, bilen, fark eden ama hiçbir şeyi dönüştüremeyen adam.
Fahişe: İsmi bile gereksiz görülen, bedeniyle var olup insanlığı yok sayılan kadın.
Ç Gölü ise temizlenme ya da arınma değil;
tam tersine her şeyin yutulduğu, üstünün örtüldüğü bir boşluk.
Onları aramıyorlar çünkü burda bulmak yüzleşmek sanki.
Bu ülkede bazı insanlar ölmez, kaybolur.
Ve kaybolanlar için tutulmayan yas, yaşayanları daha da suskunlaştırır. Sus BarbatusElif Turgut YesilyurtFaruk Duman