"Eski gemiciler, gizli haberleşmeleri için, bir fıçının üzerine sardıkları sahtiyanlara yazı yazar, sonra bu sahtiyanı kuşak diye bir tayfaya verirler, geminin vardığı yerde mektubu okumak isteyen kişi aynı çapta bir fıçı bularak sahtiyanı ona sardığında şifre kendiliğinden çözülüverirdi."
"Her şeyi yedi rakamıyla açıklamak. Keldanilerin yaşadığı ayaltı âlemdeki her şey, ayüstü âlemdeki tanrılar gibi, hep yedi rakamıyla ilintiliydi. Göklerin sayısının yedi olduğunu ve evrenin yedi kozmik yapıya sahip olduğunu söylüyorlardı. Vaazlarında da daha çok, tanrılara ait feleklerin ve burçların onar bin yıllık adımları olan yedi devre yaşanacağını ve bu yedi devrede yedişer önemli kehanet meydana geleceğini anlatıyorlardı."
"Açık gökyüzünde, diğer ülkelerde görülmemiş bir ışıkla parlayan yıldızlardan etkilenmeleri doğaldı ve bazılarının diğerlerinden daha parlak ve hareketli oluşuna bağlandılar. Bu düzen ve ihtişam, ancak bir Tanrı düşüncesiyle açıklanabilirdi, öyle de yaptılar. Tespit ettikleri gezegenlerin her birine bir ad koyup onlara ilâh dediler, hepsini ayrı bir renk ile gördüler ve gösteriler."
"...eğer Hilleli Mehmet Fuzûlî, İstanbul’dan gelen şairlerle yeniden buluşma arzusunun önüne geçebilseydi, derhâl Hille’ye dönecek ve hayatının geri kalan kısmında bu yaşadıklarını unutmaya çalışacaktı. Ama olmadı, bu yaşadıklarını unutmaya çalışacaktı."