"İnsanlar birbirlerini ne kadar iyi anlıyorlardı? Birde ben bu halimle kalkıp başka bir insanın kafasının içini tahlil etmek onun düz veya karışık ruhunu görmek istiyordum. Dünyanın en basit en zavallı hatta en ahmak adamı bile insanı hayretten hayrete düşürecek ne müthiş ve karışık bir ruha maliktir. Niçin bunu anlamaktan bu kadar kaçıyor ve insan dediği bu mahlûku anlaşılması ve hakkında hüküm verilmesi en kolay şeylerden biri zannediyoruz. Niçin ilk defa gördüğümüz bir peynirin esnafı hakkında söz söylemekten kaçtığımız halde ilk karşılaştığımız insan hakkında son kararımızı verip gönül rahatlığıyla öteye geçiveriyoruz?"
"Onun sessiz sedasız yaşayışı tahammül edişi insanların zaaflarına merhametle ve edepsizliklerine eğlenerek bakışı kafi bir irade değil miydi? Beraber yürüdüğümüz zamanlar yanımda gidenin bir insan olduğunu bütün kuvvetimle hissetmiyor muydum? Bu sıralarda insanların birbirlerini aramaları, bulmaları ve birbirlerinin içini seyretmeleri için konuşmanın neden muhakkak sürette lazım olmadığını neden bazı şairlerin boyna tabiatın güzelliği karşısında yanlarında gidecek birini aradıklarını anladım. Yanımda ağzını açmadan yürüyen, karşımda ses çıkarmadan çalışan bu adamdan ne öğrendiğimi iyice bilmediğim halde bana senelerce ders veren birinden öğrenebileceğimden çok daha fazla şeyler öğrendiğime emindim."
"Nedense hayatta bir müddet beraber yürüdüğümüz insanların başına bir felaket geldiğini herhangi bir sıkıntıya düştüklerini görünce bu belaları kendi başımızdan savmış gibi ferahlık duyar ve o zavallılara sanki bizede gelebilecek belaları kendi üzerine çektikleri için alaka ve merhamet göstermek isteriz".