Nihayet gururunun doruklarından aşağı yuvarlandı, önce Tanrı’ya değil, insanlara yakardı; Tanrı en son çaredir. Önce Tanrı’ya yakarmakla işe başlaması gereken bir bahtsız ona ancak bütün umutları kaybolduktan sonra yönelir.
“…Soy varlığını sürdürüyor, yaşlı ama kanlı canlı, sonsuz yazgısını bağrında taşıyor; denizde birbirini izleyen dalgalar gibi, kişiden kişiye geçiyor; kendi kendimizin efendisi olduğumuzu sanıyoruz, oysa bir hiçiz. Ruhtan söz ediyoruz, ama ruh soyda.”
Bir soyun mucizesinin, yaratılış ve yeniden yaratılışının, bedensel özelliklerin örülüp değişimi ve kuşaktan kuşağa geçişinin daha önce hiç bu kadar ayırdına varmamıştım. Bir çocuğun anasından doğması, büyüyüp (nasıldır bilinmez) insan kılığına bürünmesi, kalıtım yoluyla bir görünüş edinmesi, başını atalarından biri gibi çevirmesi, elini bir başka atası gibi uzatması, yinelene yinelene bizim gözümüzde körelmiş mucizelerdir.