Evvela niyetimin saflığına önem veriyorum. Karşımdaki insanların çoğunun iyi niyetli ama yanlış bilgilere sahip olduğunu görüyorum. İşte sorduğun sükûnetin sırrı burada.
Emily Brontë’nin Uğultulu Tepeler’i, karanlık atmosferi ve derin karakter çözümlemeleriyle okuru psikolojik olarak zorlayan, etkileyici bir klasik. Roman boyunca hâkim olan kasvetli hava ve karakterlerin zamanla daha da sertleşen yapısı beni derinden etkiledi.
Başlangıçta Heathcliff’e yapılan haksızlıklar karşısında ona büyük bir empati duydum. Hatta bir noktaya kadar içinde büyüyen intikam duygusunu anlaşılabilir buldum. Ancak ilerleyen bölümlerde, suçu günahı olmayan çocukların hayatını mahvetmesi ve iki ailenin kökünü kurutma hırsıyla masumları da cezalandırması, karaktere bakış açımı tamamen değiştirdi.
Bir süre Heathcliff’in bu hale gelişini, yaşadığı travmaların kaçınılmaz bir sonucu olarak değerlendirdim. Fakat Hareton Earnshaw karakteri bu düşüncemi sorgulamama neden oldu. Çünkü Hareton da benzer şekilde zor bir çocukluk geçirmiş; bilinçli olarak cahil bırakılmış, hakkı olan her şey elinden alınmış ve adeta bir köle gibi yetiştirilmiştir. Buna rağmen içindeki iyiliği koruyabilmesi, insanın geçmişine rağmen farklı bir yol seçebileceğini güçlü bir şekilde ortaya koyar.
Romanın sonlarına doğru hissettiğim yoğun karamsarlık, Hareton’un varlığıyla birlikte yerini umuda bıraktı. Onun Catherine Linton ile kurduğu bağ, hikâyeyi intikam döngüsünden çıkarıp iyileşmeye yönelten en önemli unsurlardan biri oldu. Heathcliff’in ölümü ve genç karakterlerin nihayet huzura kavuşması ise anlatının karanlık yapısı içinde okura bir nefes alma alanı sundu.
Bununla birlikte, Heathcliff ve Catherine Earnshaw arasındaki ilişki bana hiçbir zaman gerçek bir aşk gibi hissettirmedi. Daha çok, çocuklukta yaşadıkları travmaların etkisiyle birbirlerine sığınmaları ve zamanla bunun güçlü bir takıntıya dönüşmesi olarak gördüm. Bu yönüyle ilişkileri, romantik bir aşktan ziyade yıkıcı ve
Uğultulu TepelerEmily Brontë · Can Yayınları · 201857,9bin okunma
Savaşın acımasız gerçeğiyle karşı karşıya kalan henüz 17 sinde olan çalışkan 4 öğrenci Hüsrev Süreyya Yusuf Feyzi üstelik çok yakın arkadaşlar ve izci grupları var. Yüreklerindeki vatan aşkıyla orduya katılıp Yusuf hariç diğerlerinin şehit olduğunu okuduğumda yüreğim acıdı sanki o anı yaşadım bende onlarla birlikte. Çok küçük olmalarına rağmen korkusuzca savaşa girdiler. Aşkları, hayalleri, sevinçleri yarıda kaldı. Güzel bir kitap o zaman yaşananların ne kadar zor ve acı olduğunu okurken hissediyorsunuz.