29 Ekim 1933 Cumhuriyeti Bayramı çoşkusuyla başlıyor kitabımız. Küçük Benanın babasına sorusuyla babamız geçmişe bir yolculuk yapıyor ve tabi bizde onunla.
Yusuf yıllar öncesine gider kızının sormuş olduğu soru üzerine on yedisinde gençliklerinin baharında Yusuf, Süreyya, Fevzi ve Hüsrev İstanbul Sultaniyesinin gözde talebeleri ve okulun keşşaffaları yani sonradan ismi değiştirilen izcileri. Osmanlı donanmasının limanları bombalama saldırısı sonucunda herkes tedirgin olur. Bu bombalanma yeni bir saldırınında başlangıcını vermiş olur bu kez hedeflerinde Çanakkale vardır.Bütün halk tüm imkanları ile ordu için kendini seferber etmekten geri durmaz.Bu bizim yüce gönüllü Keşşaflarımız on yedisinde bir çocuktan bir talebeden daha fazla olan yürekleri vatan aşkı ile yanan gençlerimiz orduya gönüllü asker olarak katılırlar.Tabi aileleri bu durumu onaylamaz karşı çıkarlar, gönülleri razı gelmesede sevdiklerine bir mektup ile veda etmek zorunda kalırlar
Süreyya geride Güzide'yi, Fevzi Refika'yı, Yusuf ise Mehpare'yi bırakır. Kalbi kırık, ağlamaktan perişan anneler, babalar,kardeşler de geriye kalanlardan.
Fevzi'den; kahkahayı, eğlenceyi, cesareti, aşkı Hüsrev, Yusuf ve Süreyya'dan; dostluğu, kardeşliği ve sevdayı Refika ve Güzide'den; sadakati, bağlılığı, sevgiyi Mehpare'den ise nankörlüğü öğrendim.
Birbirine bağlı dört sınif arkadaşı artık cephe arkadaşıdır. Onlar gönüllü er olurken sevdiklerini görme umudu ile gönüllü hastabakıcı olur Güzide ve Refika. Sevdiklerini aramaları sırasında gördükleri, yaşadıkları içler acısı manzaralar...
Bugün evlerimizde sicak çatının altında,çocuklarımızla eşlerimizle mutlu mesut oturuyorsak eğer böyle genç keşşaflarımız 17 sinde vatan için gönlü büyük olan gençlerimiz sayesinde.
Çanakkale Savaşında yer almış bütün şehitlerimizin ruhu şâd