Galata’nın tasviriyle başlayan roman başlarda oldukça şaşırttı beni açıkçası hani nerede Dürdane Hanım dedim bir kaç kez. Sonra ilerledikçe öyle bir merak uyandırıp heyecanla ne olacak diye sayfaları çevirmeye başladım ki yer yer abartılı olaylar sayesinde güldüm yer yer de dönemin yaşam biçimini bize göstermesi erkek kadın ilişkileri hakkındaki tespitleri okumak çok keyifliydi.
Konusu, kurgusu çok farklı olan çok güzel bir Türk Klasiği okudum diyebilirim. Her ne kadar “Dürdane Hanım” ana karakter olsa da Ulviye Hanım’ın yani namı değer Acem Ali Bey’in katkıları es geçilemez.
İyi ki okumuşum dediğim vaktimi keyifli kılan bir romandı.
Elizabeth Zott sana hayran kalmamak mümkün değil. 1960’lı yılların toplumsal düzeninde kadının yeri düşünüldüğünde verdiğin mücadele, kararlılığın, diğer kadınlara “yemek programı” adı altında verdiğin derin mesajlar, aşıladığın cesaret o kadar ilham verici ki. Altı buçuk, Mad sizleri de unutmayacağım. Ve tabi ki diğer tüm karakterler yer yer güldürdünüz, şaşırttınız, duygulandırdınız ve mutlu ettiniz. Olay örgüsü beni öyle içine aldı ki bazen kendimi “Altıda Akşam Yemeği” programının stüdyosunda bir seyirci gibi hissettim, bazen araştırma enstitüsündeydim, bazen de evde eskiden mutfak olan Elizabeth Zott’un kişisel laboratuvarında.
“Ortalama kadın” nitelendirmesini reddedip buna karşı kendi geleceğini tasarlayan Elizabeth Zott’un da dediği gibi değişimin temeli cesarettir ve bizim kimyasal tasarımımızda değişmek var.