Elif okur

"Bir gün sizi ziyarete geldiğimde, salona girer girmez, ikimiz de farkettik: Resim azıcık eğri duruyordu. Temizliğe gelen kadın tozunu alırken çerçeveyi yerinden oynatmış olmalıydı, sokaktan geçen ağır bir kamyon evin duvarlarını sallamış da olabilirdi. Gidip resmi düzelttiniz ve "Artık sadece eğriyken fark ediyorum bu güzelim resmi!" dediniz."
Reklam
"Bana muhtaç kim var bu dünyada? Kimse. Suçu kendimde arayabilirim, arıyorum da, ama aynı başarısızlığın herkeste olduğunu da düşünüyorum. Eskiden bizim yaşımızda insanlar evlenir, çocuk sahibi olur ve ilişki yaşarlarmış; bugünse otuz yaşında hala bekâr, hiç görmediği ev arkadaşlarıyla yaşayan insanlar olduk hepimiz. Klasik evlilik elbette işlevini yerine getirmiyor ve neredeyse her örneği şu ya da bu şekilde hüsranla sonuçlanıyordu ama her şeye rağmen bir teşebbüstü, yaşamın olasılıklarına karşı koyulmuş hazin ve steril bir ipotek değildi. Tek başımıza yaşar, cinsel münasebetten uzak durur, kişisel sınırlarımızı dikkatle denetleyerek korursak elbette birçok sorundan yakayı kurtarırız ama geride hayatı yaşamaya değer kılan neredeyse hiçbir şey bırakmamış oluruz. Eski birliktelik biçimleri yanlıştı-öyleydiler!- ve eski hataları tekrarlamak istemediğimiz de söylenebilir, istemiyorduk gerçekten de. Ama bizi hapseden duvarları yıktığımızda yerine ne koymayı planlıyorduk? O zorlama heteroseksüel tel eşliliği savunacak değilim ama en azından bir şeyler yapmanın, hayata göğüs germenin bir yoluydu. Şimdi elimizde ne var? Ne koyabildik yerine? Hiçbir şey. İnsanlara iyilik yaptıklarında duyduğumuz sevgi, hata işlediklerinde duyduğumuz nefrete kıyasla öyle küçük ki, en kolayı hiçbir şey yapmamak, hiçbir şey söylememek ve hiç kimseyi sevmemek oluyor."
Sayfa 182·Kitabı okudu
Alıntı