Ben, otuzlarına gelmiş, oldukça çirkin bir kadınım. Şu hayata bir hiç geldim ve herkes için çok yaşadım. Bu uğurda güzelliğimin bir fiyatı kalmadı. Aynı zamanda yaftalamaların ardı hiçbir zaman durmadı. Doğduğumda, adımdan önce kız olduğum duyuruldu.
Böylece kendi evimin misafiri oldum; yabancıya isim koymak da işte böyle legal oldu. Babasının yirmisine kadar teslim etmesi gereken emaneti oldum. Kimisi içinse bu yol, evinin sermayesi oldu.
Ne olduğunu anlamadan kendimi başka bir evin misafiri olarak buldum. Ne konuştuğum değil, ne kadar sustuğum önemliydi; ne yaptığım değil, ne kadar yararlı olduğum. İşimi ne kadar iyi yaparsam, yerimi korurdum. Güzellik geçti, yaş aldı; zamanı geldi, benliğimi miras bırakıp çocuk vermem istendi. Yıkılan değerim, geçilen hevesleri bununla yeniden inşa etmem beklendi.
Ne itibar ne de insanlığım vardı; ben, otuzlarında basit çirkin bir kadınım. Öyle diyorlardı. Çok geçmedi, yerimi bir başkası aldı. Sonra ne mi oldu? Bir ev daha değişti ama misafirliğim aynı kaldı.
Elif T.