Tüm bu varlıklar memnun olmak ve acıdan kaçmak isterler.Onları memnun eden her şeyi iyi, acı veren her şeyi kötü olarak addederler.Onlara sürekli yarar getiren şeye erdem,yakınlarının karakterinde onlara zarar veren her şeye kusur derler.
Evvela biyolojik,sonra da toplumsal bütün ilerleme faaliyeti,doğal seçilim ile zayıfların güçlüler tarafından ayıklanması hatta yok edilmesinden ibaretse,ahlâkın ilerlemeyi sağlayan bu esas noktaya muhalif olması elzemdir.Ahlak her zaman zayıfların korunmasını,merhameti,empatiyi,son tahlilde daha zayıf ve az kabiliyetli olanların yaşatılmasını talep etmiştir.Her zaman olduğu gibi,ahlâk ve doğa bu noktada da birbirinin karşısında yer almıştır."Vicdandan, merhametten,bağışlamadan,insanın bu dâhilî zalimlerinden kurtulunuz.Güçsüzleri baskı altına alınız,cesetleri üzerinden yukarıya tırmanınız."(Nietzsche)
"Geçmişte ve gelecekte insanın tatlı sayacağı hiçbir lezzet yoktur.Çünkü sen ömrün boyunca ancak içinde bulunduğun saatte yaşadın.Nefsini yetecek miktara kanaat ettir.Aksi taktirde senden hep yetecek miktarın üzerinde isteklerde bulunur.
Şehrin büyüklüğü arttıkça dindarlık azalmaktadır,daha doğrusu insanda yabancılaşma etkisi yaratan şehircilik unsurları yükseldikçe dindarlık seviyesi düşmektedir.Çünkü şehrin büyüklüğü arttıkça üstündeki gök daha az görünür olur,doğa ve çiçekler de azalır;duman,benzin ve teknik araçlar artar,şahsiyet azalır,gittikçe kitleye doğru indirgeniriz.Şehir ne kadar büyükse suç oranı da o kadar büyüktür.Dindarlık,şehrin büyüklüğü ile ters orantılı;suç,doğru orantılı bir yol izler