Uyaran ve tepki arasında bir boşluk Bulunur. O boşlukta bizim tepkimizi seçme kudretimiz yer alır. Verdiğimiz tepkide ise gelişme ve özgürlüğümüz saklıdır.
Peki ya o boşlukta kendi canavarımızı besliyorsak?
O boşluk, aynı zamanda, acının ızdıraba dönüştüğü yer midir? Olumsuz bir deneyim yaşadığımızda acıdan kaçamayabiliriz. Ama acının süresi ve şiddeti bize bağlı olabilir. Acı ne katlanılmazdır, ne de sonsuz, der ünlü düşünür Epikür, kendi imgeleminle onu arttırmazsan tabii. Oysa genellikle kendi imgelememizle onu arttırır, yani kendimize kötülük yaparız. Terk ediniriz, bir daha asla ondan daha iyisini bulamayacağımıza inanırız. Sevdiğimiz birini kaybederiz, bir daha asla mutlu olamayacağımıza inanırız. Tek bir hatada kendimizi aptal, tek bir yalan da kendimizi hilekar, Tek Bir kötülükte kendimizi şeytan gösteren dürtüsel düşünceleri kucaklar, onlara inanırız. O boşluğu daha huzurlu yaşamak için değil, hayatımızı cehenneme çeviren senaryoları izlemek için kullanırız.
Bu nedenle Markus Aurelius, insanın kendi kendine yaptığı kötülükten kaçınmaya çalışmazken, başkalarının kötülüğünden kaçınmaya çalışmasını gülünç bulur. Çünkü kişi kendini kontrol edebilir, karşısındakini değil. Bu nedenle işe kendimize yaptığımız kötülüklerden başlamamız gerektiğini önerir.
Etki ile tepki arasında, Bizi bütün diğer canlılardan ayıran bir boşluk Bulunur. O boşluğu kullanma şeklimize göre olmak istediğimiz kişiye doğru yaklaşabilir veya hayatımızı cehenneme çevirebiliriz.
Dünya rengarenktir. ancak Markus Aurelius'un dediği gibi: hayatımız rengini ve biçimini düşüncelerimizden alır.
Ve huzur dediğimiz zarif bir düzendir aslında.