Ben bir şehir çocuğuyum. Üç milyon niifıısu olan büyük bir şehirde doğdum
ve büyüdüm. Kaçak olarak bu kadar uzun süre hayatta kalabilmemin bir
nedeni de büyük şehirleri çok sevmem ve oralarda kendimi tamamıyla
güvende, rahat hissetmem. Taze sıkılmış sütü elime aldığımda, şehirli bir
çocuğun köye karşı duyduğu şüphe ve ürkeklik çöktü üzerime. Bardak sıcaktı
ve sığır kokuyordu. Bardağın içinde de bir şeyler yüzüyor gibiydi. Tereddüt
ettim. Sanki Louis Pasteur tam yanımda duruyor ve omzumun üzerinden
bardağa bakıyordu. Onu duyabiliyordum. Mösyö, sizin yerinizde olsam
içmeden önce o sütü kaynatırdım.
Konuşurkenki ses tonu o kadar derin ve etkileyiciydi ki
tüylerim diken diken oldu. Sanırım bu da bana bir uyarıydı. Afgan
çöpçatanlar Ses aşkın yarısıdır, derler. Fakat o zaman ben bundan bihaberdim
ve çöpçatanların bile kaçınacağı bir işe, kalbim tereddütsüz atladı.