Yersiz kaderin, aptalca mutluluğun, açgözlü şehvetin, dalkavukca ilişkinin yaşamından ne kadar çok çaldığını, sende sana ait ne kadar az şey kaldığını yeniden düşün, görüceksin ki vaktinden önce ölüyorsun..
Demek hayat böyle iki adım ilerisi bile görülmeyen sisli ve yalpalı bir deniz. Tesadüflerin oyuncağı olacak olduktan sonra ne diye bir irademiz vardı? Kullanamadıktan sonra göğüsümüzü dolduran hisler ve kafamızda kımıldayan düşünceler neye yarardı? Yaşayışımıza ve etrafımıza şekil vermek arzusuyla dünyaya gelmekten ise hayatın ve muhitin verdiği şekli kolayca alacak kadar boş ve yumuşak olmak daha rahat, daha makul değil miydi?