Amasyalı:
“Aşktan yaman ne var,” dedi, “yeryüzünde.”
Selim Efendi:
“Aşkın Allah belasını versin,” dedi.
Başka biri:
“Selim Efendiyi aşk süründürüyor,” dedi.
Selim Efendi: “ Allah filmlerin belasını versin… Bizim oğlan…”
Amasyalı: “Gençliktir, iyi olur!”
Selim Efendi: “ Aşk böyle Amerika’ya mı götürür insanı? Filmlerin Allah belasını versin.”
Amasyalı: “Cehenneme bile götürür.”
Selim Efendi: “Aşkın gözü kör olsun!”
Çökmüş bir ihtiyar: “ Aşk iliklerdedir.”
Öteden biri: “Gözdedir.”
Bir köylü:
“Tabandadır,” dedi. “Görmüyor musunuz Aşık Keremi, diyar diyar tabana kuvvet…”
Amasyalı:
“ Ben ne bileyim, nerededir aşk. Aşk, toprakta, taşta, suda, ağaçta, gecede, gündüzde… Yeşil otlarda bile… Aşk olmazsa damarlardaki kan durur. Aşk, aşk, kainatın her zerresindedir.”
Doğu Anadolunun dağları Kurtalandan başlar gibi gelir insana. Kurtalanın, sırtını dağlara vermiş yaman bir hali vardır. Haziran ayındaydık ama, bahardı. Yani Doğu Anadolunun baharı yeni geliyordu. Ağaçlarda, daha çatlamamış tomurcuklar… Doğu dağlarının çoğu çırılçıplaktır. Çırılçıplak, bir aydınlık içine batmış dağlar… Doğunun baharı başkadır. Başka hiçbir yerin baharına benzemez. Olgun, biçime ermiş bir başak kadar olgun bir bahar. Öteki yerlerin baharları gibi birden fışkırmıyor. Usuldan, sindire sindire gelen, durgun bir bahar…
Burada öküze yük vurmak günah sayılmıyor da binmek günah ve ayıp sayılıyor. Sayılıyor ama öküze binmeyen de yok. Herkes biniyor da, Vana girerken iniyorlar.