Annemiz bizimle aynı doğrultuda olduğunda dokunuşunun yumuşaklığı, teninin sıcaklığı, sürekli olarak bize dikkat etmesi ve gülüşündeki tatlılıkla bize güven, değerlilik ve ait olma hissi aktarır. Bizi "güzel şeyler" ile doldurur ve biz de bunun karşısında içimizde "iyi duygular" biriktiririz.
En erken yıllarımızda, yolumuzu geçici olarak kaybetsek bile iyi duyguların içimizde kalacağına güvenmemiz için yeteri kadar "iyi şey" biriktirmemiz gerekir. Yeteri kadar biriktirdiğimiz zaman bizi yolun dışına itecek bölünmeler yaşansa da yaşamın bizim için iyi olacağına inanırız. Annemizden çok az ya da hiç "iyi şey" alamazsak yaşama karşı bir güven duygusu geliştirmemiz zorlaşır.
İyileşmenin temel parçası fiziksel duyumlarımızın deneyimini sürece dâhil edebilme becerisidir. Bilinç dışı tepkiler vermeden yalnızca bedenlerimizde oluşan duygularla "birlikte" olabildiğimizde, içimizde bir huzursuzluk baş gösterdiği zaman kendimizi sağlam tutmamız kolaylaşacaktır. İç görü, kendimizi anlama arayışının güçlüğünü tolere etmeye istekli olduğumuzda kazanılır.