Hepsi tek tek aradı diye sevindim sandın, değil mi? Yok, üzüldüm. Biri bari gelir diye umut etmiştim. Yıldız da arayıp kapatınca bütün ümitlerim söndü. Çok mu zor kalkıp gelmek? Neden pazara koymuşlar bu Anneler Günü’nü, kimse işe gitmesin de annesine gitsin diye değil mi? Dört çocuğun olsun, Anneler Günü’nde otur evinde tek başına... Amaaan, oturdum ağladım yine... Ne yapacağım?
İnsan kendine bir meşgale istiyor yaşlılıkta. Torunun olsa bakarsın. Bahçen olsa ekersin. Kocan olsa yemeğini yaparsın, çamaşırı ütüsünü halledersin, oturur muhabbet edersin. Çoluğun çocuğun olsa yakınında, gider gelirsin. Ne bileyim, sana torun bırakırlar, geçerken uğrarlar, yemek yap geleceğiz derler. E hiçbiri yok. Tek başına ne işin olacak evde? Evi temizle, sil süpür, mutfağı topla, tamam. Kuran oku, namaz kıl, tamam. Kendi evine bile fazlasın ihtiyarlıkta.
"Misafir kız ağlamaklı oldu. Ağlanacak bir şey anlatmadım daha. Ağlamalı yere bile gelmedik, ne acelen? Ama onun bana değil, kendine ağladığını anladım. İnsan karşısındakine ağlamaz; ona bakar, ona ağlıyormuş gibi yapar ama asıl kendine ağlar. Televizyondaki dizilere de öyle az ağlamam ben. Bilmiyor muyum sanki onların yalan olduğunu? Biliyorum. E, peki neden ağlıyorum? Kendime."
Dişlerimi yaptıracağım sıra Meral’e söylemiştim de, “Gerek var mı bu yaştan sonra?” demişti. Bu yaştan sonra dediğinde altmış yaşındaydım. Gülüyorum şimdi anlatırken ama o zaman çok sinir olmuştum. Kendisi geliyor şimdi o yaşlara... Yaşlılığı belli olmasın diye suratına yaptırmadığı kalmamış; nerede kaldı diş yaptırmak!