Öyle günlerdi ki yaşadıklarımız, sulh olduğunda ona alışamayıp pek acayip bulacaktık kendimizi.Her gün ölümün içindeki bir zamana uyanmak, ölümle kalım arasındaki meçhul anı daima ensemizde varsaymak bizlere neredeyse haz veriyordu.
Rumen esirlerinden geçti, vallahi ve tallahi. Hiç uyumuyorlardı o adamlar, Mihriban karıcığım. Gece demeden gündüz demeden gözleri açık, dillerinde şarkılar. Acıklı şeylerdi söyledikleri besbelli. Ne rütbeleri anlaşılırdı ne boyları bosları. Bu perişan, tuhaf erkek kalabalığını harpten başka bir şey yaratamazdı.
İnsanın erişebileceği en yüksek şeyin ne düşünce ne erdem ne iyilik ne de zafer olduğunu içimde duyuyordum. Ama bu daha yüce, daha kahramanca ve daha umutsuzca birşeydi: Kutsal Korku. Kutsal Korku'nun ötesinde ne vardır? İnsanın aklı oraya kadar gidemiyor.
Dünyayı bugünkü duruma getiren nedir, bilir misin? Yarım işler, yarım konuşmalar, yarım günahlar, yarım iyilikleri. Sonuna kadar git be insan, avara et ve korkma! Tanrı, baş şeytandan çok, yarım şeytandan iğrenir!