Zülfü Livaneli benim için çok ayrıdır. 2 yıl önce Leyla'nın Evi kitabını okumuş, ağlamış ve okuma serüvenim başlamıştır. Sonrasında tüm kitaplarını birer birer okudum birer birer hayran kaldım. Bugün de size son çıkan Balıkçı ve Oğlu kitabını anlatmak istiyorum. Kitaba dün başladım ve öğleye doğru bitti işin aslı 2 3 saatte okunacak efsanevi akıcılıkta bir kitap.
Konusuna gelirsek samimiyetin eksik olmadığı herkesin birbirini tanıdığı küçük bir sahil kasabası getirin hayallerinize. Bu kasabada balıkçılık yapan Mustafa bir gün denizdeyken göçmen bir erkek, kadın ve bebeğe denk gelir. Kadın ve adam ölmüştür onları teknesine alır bebeği ise arkadaşları gibi olan yunuslar getirir mustafaya ama mustafa yakın zamanda oğlunu kaybetmiştir. Bu yüzden çocuğu saklar. Sonrasında adam ve kadını jandarmaya teslim eder ve eşi mesude ile bebeğe bakmaya başlarlar. Tabii küçücük sahil kasabası milletin ağzına meze olmamak için de çocuğu bir şey bulmaları gerekmektedir. Tam o sırada samir bebeğin annesi ortaya çıkar yaşıyor hâlde. Ve olaylar giderek karmaşıklaşır. Mustafa'nın ve Mesude'nin acı dolu garip hayatlarına tanık oluyoruz. Ailenin ve çevrenin insanın hayatına ne kadar etki yaptığını canım Zülfü Livaneli tokat gibi yüzümüze çarpıyor fakat biz akıllanacak mıyız onu bilemiyorum.Bu kitap bence bir roman dışında ek olarak da bize sunulan bir yol gibi çünkü yok olan doğamıza karşı tepkisizliğimizede bir tepki geliyor yazarımızdan.
Umarım doğa ile savaşımızı kazanmayız çünkü kazanırsak kaybedeceğiz.
Yorumumu beğendiyseniz ne mutlu bana. Takip edip beğenirseniz çok mutlu olurum.;)
Balıkçı ve OğluZülfü Livaneli · İnkılap Kitabevi · 202436,6bin okunma
Ahmet Ümit'in önceden 6 kitabını okumuş biri olarak yeni çıkan Kayıp Tanrılar Ülkesi kitabının finalinde maalesef şok olamadım önceden her kitabında son sayfada şok olur günlerce etkisinde kalırdım lakin böyle bir şey bu sefer olmadı.
Bana göre kitap harikaydı mitoloji ile gerçek hayatı bu kadar iyi kurgulamakta tam Ahmet Ümit'e yakışır bir şey. Konusuna gelirsek kitap eşcinsel bir kişiliğe sahip Cemal'in bir Zeus portresi önünde kurban edilmesi ile başlıyor yani canice öldürülmesiyle başlıyor. Ben açıkçası soruşturmayı yapan Başkomiser Yıldız Karasu ve Tobias Becker'i çok çok sevdim. Yıldız Karasu olayın mitoloji ile ilgili olduğunu kavrayıp bu konu üzerinde yoğunlaşıyor, ailenin derinliklerine iniyor ve olabildiğince tarihi merak ediyor. Cemal'in eşcinsel olması ailesinin hoşuna gitmediğinden geçmişte büyük sorunlar yaratıyor ve evlatlıktan reddediliyor. Bu yüzden soruşturmada da ailesi üzerine çok yoğunlaşılıyor. Cemal ek olarak da usta bir ressam ve efsane bir projesi var. Bu proje zeus altarına aile bireylerini yansıtıp çizmek. Olaylar bu şekilde devam ediyor berlin ile bergama arasında ki muazzam bağa tanık oluyorsunuz. Son 40 sayfa kala sizi kitaba tekrar bağlayacak bir kişi geliyor ismini zaten tahmin edersiniz ya hu ;)
İyi okumalar diliyorum. Takip ederseniz sevinirim.