Gökyüzünde ne yıldızlar vardı,
ne de o güzel umutlardan bir ışık kırıntısı. Elimde; kalbime en yakın yerde.
Arapça bir kitap, “Oku.” diyerek başlıyor.
Anlamıysa bir insana göre sancılı ve ağır.
Nefsim, çaresizce susturmaya çalışıyor kalbimi.
Kalbim; umutları bekleyen bir derviş.
Dualarım arafta sıkıştı.
Benim ellerimden tutacak bir şeyhim de yok.
Üsküdar’dayım.
Yanımda kitaplar, kalem ve not kâğıtları.
Şiir yazmak, bir günah kadar ağır.
Zaten kalemimde derman da kalmadı.
Deniz havası, gün batımı, başıboş kuş sesleri.
Bütün bildiklerim; işe yaramaz, boş bir tabanca kadar hafif.
Daha aşk şiirleri yazacak kadar kaptırmadım kendimi.
Hep arkadaş kalsak olmaz mı?
Ya da bir yabancıdan farksız?..
Bütün şiirlerim isyan üzerine.
Beni yaratan hesap sormaz mı?
—Sorar elbet.
Ama benim kafamı bu kâfir dünyadan kaldıracak kadar ağrımadı saçlarım.
Gencim, cahilim ve gökyüzüne bir hicret yolu planlıyorum.
Ayın arkasına gizli bir yer yaptım.
Yıldızlar, yıkık bir merdiven misali; adım atılmaya müsait, lakin eksik.
Vapurda bir Beşiktaş yolcusuyum.
Martıları ve denizi izliyorum.
Biraz karamsarım; deniz kadar mavi, derin. Güneş ışığı kadar turuncu, kızgın bu dünyaya,
umutsuzluğumdan kaçıyorum.
Belki kaçmak için gökyüzünde Galata’dan atlarım.
Ben Hezarfen değilim ki; kanatlardan noksanım.